Ülkemizde o kadar çok ciddi sorunlar var ki, nereye dokunsak, nereye yazsak hep feryat, hep acı…

Aslında siz değerli okurları da bu sorunların içerisinde boğmak, biraz daha moralinizi bozmak istemem doğrusu.

Ülkede iyiye giden bir şeyler olsa da keşke bizler de keyif alarak yazsak.

Yüzünüzde birazcık tebessüm oluşturabilsek ne mutluluk duyardık.

Politikadan sağlığa, ekonomiden eğitime, hukuktan adalete kadar umutlu ve iyimser yazılar kaleme alsaydık fena mı olurdu?

Haber bültenlerini izlediğimizde kelebeğin kısa ama büyüleyici serüvenini, engin okyanusların altında süzülen rengârenk balıkları, kokusunu daha uzaktan duyduğumuz çiçeklerin nasıl açıp dünyayı güzelleştirdiğini, bir sevgiliye okunacak en güzel aşk şiirlerini, çocukların tereddüt etmeden attığı kahkahaları, yaşlı bir çiftin yıllar sonra hâlâ el ele yürüyüşünü, bir sokak müzisyeninin insanları birkaç dakikalığına da olsa aynı şarkının etrafında buluşturmasını, bir annenin çocuğuna sarılırken yüzünde beliren o tarifsiz gülümsemeyi duyabilsek ve izleyebilseydik…

Fena mı olurdu?

Çok şey mi istiyoruz yoksa bu hayattan?

Bu temennilerim ulaşılmayacak hayaller olmasa gerek.

Yediğimiz yemekten, içtiğimiz içecekten, okuduğumuz kitaptan, dinlediğimiz müzikten; bir türkünün içimize dokunan ezgisinden, bir şiirin kalbimizde bıraktığı izden, sevdiğimiz bir şarkının bizi yıllar öncesine götüren birkaç mısrasından, dostlarla edilen uzun bir sohbetten, bir fincan çayın sıcaklığından, hayata bakışımızdan biraz olsun tat alabilseydik…

Umutlu sabahlara uyanabilsek…

Korkmadan, utanmadan sevdiğimizi söyleyip el ele tutuşarak yağmurun altında yürüyebildiğimiz mevsimler yaşansa fena mı olurdu?

Bir çocuğun geleceğe korkuyla değil merakla baktığı, insanların birbirine kuşkuyla değil güvenle yaklaştığı, emeğin karşılığını bulduğu, adaletin herkes için aynı kapıyı çaldığı günler görsek…

Fena mı olurdu?

Ama bunlar birer ütopya olarak hayallerimizi süslemeye dursun.

Hayatın gerçeği acımasız ve karanlık…

Herkesin yüz çizgilerinde mutsuz, kaygılı ve umutsuz bir çehrenin izi var.

Ya da küçük dozlarda yaşanan, insanın hayata tutunabilmek için kendine ayırdığı geçici mutluluklar…

Bir kahve molası, birkaç sayfa kitap, sevilen bir şarkı, dostlarla yapılan kısa bir sohbet, belki bir sigara dumanının ardına saklanan birkaç dakikalık düşünce…

Hepimiz bir yerlerinden tutmaya çalışıyoruz hayatın.

Ne yazsak, ne söylesek hükmü yok galiba.

Tek tesellimiz de bu galiba:

Kelimelere tutunarak nefes almak…

Belki de elimizde kalan en güzel direnme biçimi budur.

Çünkü insan bazen değiştiremediği hayatı, kelimelerle anlamlandırmaya çalışır.

Ve biz yazdıkça, belki de yalnızca kendimize değil, birbirimize de nefes oluruz.