Hani bizim buralarda derler ya; köyün köpekleri havlıyorsa boşuna değildir.
Meğer mesele yalnızca pasifik okyanusunun ötesinde yaşananlar değilmiş. Washington'da birilerinin koltuğu sallanınca Ankara'da bazı koltukların ayakları da titremeye başlamış.
Trump’un başaşağı doğru düşüşü ile Ankara’da köpeklerin havlama seslerini duyuyoruz.
ABD ara seçimlerinde Demokratların Kongre'nin iki kanadında da üstünlüğü ele geçirmesi, beklenen mavi dalganın gerçekleşmesi, fırtına kopardı. Başkan Trump şimdi kendi ülkesinde gemiyi yüzdürmeye çalışırken, Ankara'da onun gemisine binip dereyi geçmeyi hesaplayanların midesi bulanmaya başladı.
Mavi dalga geldi, Ortadoğu'nun hesabı şaştı!
Trump'ın Çin'i çevrelemek ve etkisiz hale getirmek için Ortadoğu'dan çekilerek bölgenin yönetimini Türkiye ile Suudi Arabistan'a bırakma planı, yani Mekke Sözleşmesi diye anılan proje, şimdi yeni bir çıkmazla karşı karşıya.
Demokratlar Kongre'de güç kazanınca Trump'ın dış politikadaki manevra alanı daraldı. Yeni dönemde Çin politikası ve Ortadoğu hesapları da değişebilir.
Peki, bu durumun iç siyasetimize etkileri ne olacak?
Hele AK Parti iktidarının Trump'la kurduğu kişisel ilişkinin bundan sonra nasıl devam edeceği ayrı bir mesele.
Barış sürecini Etkiler mi?
Washington'daki bu değişimin barış sürecine yansımaları da merak konusu.
Trump yönetiminin bugüne Türkiye'de istikrardan yana tavır alarak süreci desteklemesi, Beştepe açısından önemli bir dayanak olarak görülüyordu. Şimdi bu desteğin geleceği belirsizleşince Ankara'nın hesapları da karışmış durumda.
AK Parti iktidarının süreci seçim sonrasına bırakmak istemesi, Öcalan ve Kandildekiler için süreci daraltan, "Onlar hariç" anlayışına yönelmesi, sürecin önüne yeni engeller çıkardı.
Başını Fatma Betül Sayan’ın çektiği Fon krizi, sürecin ilerlemesi ve hızlandırılmasını isteyen devlet aklının, AK Parti iktidarına yönelik ciddi bir uyarısı olarak değerlendiriliyor.
Beştepe ile devlet aklı birbirine mi girdi?
Ankara'nın en merak edilen konularından biri de Erdoğan ile Bahçeli arasındaki ilişkinin geleceği.
AK Parti'nin süreci zamana yayma ve seçim sonrasına bırakma hesaplarıyla, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin sözcülüğünü üstlendiği "Devlet Aklı" yaklaşımı arasında ciddi bir gerilim olduğu konuşuluyor.
Şimdi düşünün, bir tarafta devlet aklı, diğer tarafta iktidar aklı, bir tarafta seçim hesabı, öbür tarafta barış hesabı...
Bunların hepsi aynı masaya konulunca işler zorlaşıyor.
Ankara'da konuşulan senaryolardan biri de bu çok boyutlu krizin Türkiye'yi planlanandan daha erken bir seçime götürebileceği.
Muhalefet Trump'ın ardından gelecek rüzgârı mı bekliyor?
Muhalefet cephesinde de yeni hesaplar yapılıyor.
Özellikle Yeni Parti'de stratejilerin Trump sonrası dönemin yaratacağı siyasi iklime göre şekillendiği, ince hesapların yapıldığı konuşuluyor.
Trump'ın güç kaybetmesini kendi siyasi geleceği açısından bir fırsat olarak gören Yeni Partililer, ilk seçimleri kazanacaklarına neredeyse kesin gözüyle bakıyor.
Onlara göre Trump artık bir "topal ördek". ABD desteğini kaybeden, içeride sıkışan AK Parti için yolun sonu görünüyor.
Muhalefetin hesabı şu: Washington'daki rüzgâr değişirse Ankara'daki iktidar da değişebilir.
Trump'ın topal ördek olması, Ankara'daki bütün ördeklerin kendiliğinden yürüyebileceği anlamına gelmez. Seçim kazanmak için yalnızca iktidarın tökezlemesini beklemek yetmez; halkın önüne ne koyduğunu da göstermek gerekir.
Son söz: Washington'da ki dalga, Ankara'da Sel Olur!
Özetle, Washington'da Trump'ın irtifa kaybetmesi yalnızca ABD siyasetini ilgilendiren bir gelişme değil. Ankara'daki barış sürecinden iktidar-devlet ilişkilerine, Ortadoğu hesaplarından erken seçim senaryolarına kadar birçok başlığı etkileyebilecek bir gelişme olarak görülüyor.
Şimdi Ankara'da herkes birbirinin yüzüne bakıyor. Beştepe, Washington'dan gelecek haberi bekliyor. Muhalefet yeni rüzgârın yönünü kolluyor. Devlet aklı kendi hesabını yapıyor. Bahçeli'nin ne diyeceği, Erdoğan'ın ne yapacağı merak ediliyor.
Kısacası Ankara'da herkesin bir hesabı var.
Ya Tutarsa!