Ey Ahali, duyduk, duymadık demeyin!
Şu tuhaf coğrafyada akıl sağlığını koruyabilmek giderek zorlaştığı bir memlekete döndük.
Bizim memlekette cehaletle özgüvenin gayrimeşru nikâhından doğan ne kadar dâhi varsa, çeşmenin başını tutmuş, bize atar-gider yapıyor.
Herkes bir yerlerden engellendiğini söylüyor. Minibüs şoförü arkadaşımız liyakatsizliğin kurbanı olduğunu söylüyor.
Simitçi arkadaşımız, kütle çekim kuramını çözmek üzereyken, bazı güçler tarafından engellendiğini söylüyor.
Hangi taşı kaldırsan altından bir allame-i cihan ve onu yok etmek isteyen bir deyyus-u ekber çıkıyor!
Gâh çıkarım gökyüzüne, seyreder âlem beni. Gâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni.
Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” dediği memlekette, herkes kendisini mürşit, âlim, mütefekkir, devlet adamı ve hatta gerektiğinde kurtarıcı ilan ediyor.
Birde küçük esnaf var. Dünya beşten büyüktür ama onlardan daha küçüktür sanıyorlar,
Cebindeki para azaldıkça, millî duyguları kabarıyor.
Allah devletimize zeval vermesin deyip fırtttt diye çayını içiyor.
Devlet, Millet, Vatan der…
Vatan’da sağ olsun, kendisine bir vergi borcu daha çıkarır.
Kendi dükkânını kurtaramaz ama vatanı kurtarmaya hazırdır.
“Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır” denilmiş bir kere...
Bunlar zekâdan da çalışkanlıktan da nasibini almış olacaklar ki, memlekette herkesin kendine güveni tam.
Bizim milletin gereksiz bir özgüveni var. En fazla ilçe millî eğitim müdürü olabilecek kapasitedekiler, kendini vatanın kurtarıcısı görüyor. Doblo arabası olan Filistin’e gitmeye çalışıyor.
Aşağıda bunlar olurken, yukarıda yeni yasama yılının açılışı yapıldı. Yeni yasama yılı Reisin "diyalog" ve "uzlaşma kültürü" dualarıyla, dervişler dergâhı gibi açıldı. ’Reis’, Mevlana gibi herkese kucağını açtı; ‘Ne olursan ol, gel’ dedi.
Lakin aynı saatlerde İzmir Belediyesi'ne el konulup Mersin Belediye Başkanı gözaltına alınınca, uzlaşmanın bir taktik, hedefteki son fethin ise İstanbul olduğu kısa sürede anlaşıldı…
Yeryüzü ile yetinmeyen ‘Reis’ şimdi de gökyüzüne el attı. "Uzay çalışmalarımız sürüyor, Samanyolu dar geliyor" diye gürledi Reis... Uzay aracını tamamlamak üzere olduklarını ve yüzde 80'in üzerinde bir yerlilik oranına sahip olduğunu söyledi. Yeni yerli ve milli otomobilden sonra yerli ve milli uzay aracımızda geliyor.
Tek uzaylımız Mustafa Topaloğlu’nu ‘Deli’ ilan etmiş bu milletin uzayla imtihanı hiç bitmeyecek.
Arkayı dörtleyelim beyler…
Lütfen kemerlerinizi bağlayın ve sıkı tutunun.
Tamam Reis!
Hepsine boynumuz kıldan ince, ferman padişahındır eyvallah; ama önce şu sokağın, enflasyonun ve pazar tezgâhının derdini tasasını da bir çözsek artık…
Biz gök kubbede yıldız ararken, yerdeki tebaa ekmek davasına bildiği ne kadar küfür varsa saydırıyor.
Geçen gün bankamatik kuyruğunda, sözde bir yurttaşımızın ulu reise zerzenişine tanıklık ettim. Ulu Reisi öyle eleştirdi ki, benim yüzüm kızardı. İçimden ‘Sümme haşa’ dedim. ‘Tövbe estağfurullah’ dedim, hemen ayrıldım oradan. Ne me lazım, başımıza bir iş gelmesin!
Memlekette bu idari ve iktisadi enkaz tavan yapmış, tencere kaynamaz olmuşken, siyaset sahnesinde öyle orta oyunları oynanıyor ki, gözleri foncuk foncuk Fatma Betül Sayan’ın "Çaldıklarımı iade edeceğim, üstü kalsın" kıvamındaki o pişkinliği ülkenin en iyi skeci olmaya aday oldu. Levent Kırca yaşasaydı, neler anlatacaktı kim bilir!
Bizim kadim Nasrettin Hoca’nın o meşhur fıkrası tam da bugünün bürokratik absürtlüğüne, bu tersyüz olmuş devlet nizamına taht kurmak için yazılmıştır:
"Kedi buradaysa, ciğer nerede? Ciğer buradaysa, kedi nerede?"
Ey cemaat-i müslimin! Milyarlık fonlar havada uçuşur; lakin ortada ne kedi kalır ne de ciğer. Kedi, ciğeri bulamayınca evrak yığınları arasında kaybolur; beyin ise mülakat salonlarında arkası kavi olanlara yol vermekten yorgun düşmüş, tozlu arşiv odalarında unutulmuş bir arzuhaldir ancak.
Ama bizde ne hikmetse Cumhuriyet'in kurucu aklı yerle yeksan olmuşken, her dönemin bir “gizli dâhisi”, her mahallenin bir “vatan kurtaranı” var.