19. Gün 19. Soru
İşsizliğin artması ruhsal hastalıkları, bağımlılığı ve intiharı artırabilir mi?
Evet, gerekli sosyal ve ekonomik önlemler alınmazsa uzun süreli ve kitlesel işsizlik; depresyon, kaygı, yalnızlık, bağımlılık ve intihar riskini artırabilir. Ancak işsiz kalan herkesin ruhsal hastalığa yakalanacağı veya intihara sürükleneceği söylenemez. Burada söz konusu olan kesin bir sonuç değil, yükselen bir risk ortamıdır.
Dünya Sağlık Örgütü de iş kaybı, ekonomik belirsizlik, maddi sorunlar ve yalnızlık gibi etkenlerin ruh sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirtmektedir.
Yapay zekâ ve robotların insanların yaptığı işleri hızla devralması hâlinde işsizlik yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve ruhsal bir sorun hâline gelecektir.
İnsan işini kaybettiğinde yalnızca gelirini değil, geleceğe güvenini ve toplumdaki yerini de kaybedebilir.
İşini kaybeden insan neleri kaybedebilir?
Bir insan işini kaybettiğinde yalnızca maaşından mahrum kalmaz. Aynı zamanda:
· Günlük hayatındaki düzeni ve toplum içindeki görevini
· İş arkadaşlarını ve sosyal çevresini
· Ailesine katkıda bulunma duygusunu
· Geleceğe ilişkin güvenini
· Üretme ve başarma hissini
· Mesleğiyle oluşturduğu kimliğini
İnsan aylarca veya yıllarca iş bulamazsa kendisini başarısız, dışlanmış ve ailesine yük olmuş gibi hissedebilir. Özellikle çevresinden destek görmeyen kişilerde bu düşünceler zamanla umutsuzluğa dönüşebilir.
İşsizlik neden ruh sağlığını etkileyebilir?
Uzun süreli işsizlik, kişinin geleceğini belirsizleştirir. Kira, gıda, sağlık, eğitim ve borç ödemeleri devam ederken gelir kaynağının ortadan kalkması sürekli bir baskı meydana getirir. Bu baskı; uyku bozukluklarına, yoğun kaygıya, öfkeye, aile içi tartışmalara, özgüven kaybına, sosyal hayattan uzaklaşmaya ve depresyon belirtilerine neden olabilir.
Özellikle toplum, işsiz kalan kişiyi ‘çalışmıyor’, ‘üretmiyor’ veya ‘ailesine bakamıyor’ diyerek küçümserse ruhsal yük daha da ağırlaşır.
Bağımlılık tehlikesi neden büyüyebilir?
Bazı insanlar yaşadıkları üzüntüden, yalnızlıktan ve çaresizlik duygusundan kaçmak için alkol, uyuşturucu, kumar, kontrolsüz internet kullanımı veya başka zararlı alışkanlıklara yönelebilir.
Bağımlılık sorunu kişinin ekonomik durumunu daha da kötüleştirebilir. Aile ilişkileri bozulabilir, borçlar artabilir ve kişi toplumdan daha fazla uzaklaşabilir. Böylece işsizlik, yalnızlık ve bağımlılık birbirini besleyen bir döngüye dönüşebilir.
Bu nedenle bağımlılıkla mücadele yalnızca kişiye ‘iradeli ol’ demekle yürütülemez. Ruhsal destek, aile dayanışması, tedavi imkânı ve yeniden topluma katılma fırsatı birlikte sağlanmalıdır.
İntihar tek bir nedene bağlanamaz
İntihar son derece karmaşık bir meseledir. Hiçbir intihar vakasını yalnızca işsizliğe, yoksulluğa veya tek bir olaya bağlamak doğru değildir. Ruhsal hastalıklar, geçmişte yaşanan travmalar, aile sorunları, yalnızlık, bağımlılık, kronik hastalıklar ve ekonomik krizler bir araya gelebilir.
Dünya Sağlık Örgütü; maddi problemleri, iş veya yakın kaybını, yalnızlığı ve kriz anlarını intihar davranışıyla ilişkili risk etkenleri arasında saymakta, intiharların önlenebilir olduğunu vurgulamaktadır.
‘Artık yaşamak istemiyorum’, ‘Ben kimseye faydalı değilim’ veya ‘Her şey bitsin’ gibi sözler küçümsenmemelidir. Böyle bir kişi yalnız bırakılmamalı; ailesi, sağlık kurumları ve uzmanlar tarafından gecikmeden desteklenmelidir. Acil tehlike varsa doğrudan acil yardım hizmetlerine başvurulmalıdır.
Sadece para vermek yeterli olmayabilir
İşsiz kalan insanlara temel gelir veya sosyal yardım verilmesi önemlidir. Çünkü insanın barınma, beslenme ve sağlık ihtiyaçlarının güvence altında olması ruhsal baskıyı azaltabilir.
Fakat insan yalnızca tüketen bir varlık değildir. İnsan aynı zamanda üretmek, başarmak, topluma katkıda bulunmak ve kendisine ihtiyaç duyulduğunu hissetmek ister.
Bu nedenle geleceğin sosyal sistemi yalnızca dijital para veya yardım kuponu vermemeli; eğitim, psikolojik danışmanlık, spor ve sanat faaliyetleri, gönüllü çalışma alanları, yerel üretim kooperatifleri ve kısmi zamanlı çalışma imkânları da sağlamalıdır.
Teknolojik kazanç toplumla paylaşılmalıdır
Robotların ve yapay zekânın oluşturduğu yüksek verimlilik yalnızca teknoloji şirketlerinin sahiplerine giderse gelir eşitsizliği büyür. Bir tarafta büyük servetleri kontrol eden küçük bir kesim, diğer tarafta işsiz ve geleceksiz milyonlar oluşabilir.
Bu nedenle robotik üretimden doğan kazancın bir bölümü; çalışanların gelirini korumaya, çalışma sürelerini azaltmaya, eğitim programlarına, ruh sağlığı hizmetlerine ve toplumsal projelere ayrılmalıdır. İnsanların tamamen işsiz bırakılması yerine mevcut işler daha adaletli biçimde paylaşılabilir.
İnsan merkezli yeni dünya düzeni için önerilerimiz
1. Yapay zekâ nedeniyle işini kaybedenlere güvenilir bir gelir güvencesi sağlanmalıdır.
2. Ücretsiz ve kolay ulaşılabilir ruh sağlığı hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.
3. İşini kaybeden insanlar küçümsenmemeli ve damgalanmamalıdır.
4. Bağımlılıkla mücadele ve rehabilitasyon merkezleri güçlendirilmelidir.
5. İnsanlara ücretsiz meslek değiştirme ve hayat boyu eğitim imkânı verilmelidir.
6. Çalışma saatleri azaltılarak mevcut işler daha fazla insan arasında paylaşılmalıdır.
7. Yerel üretim, kooperatifçilik ve küçük girişimcilik desteklenmelidir.
8. Gençler, yalnız yaşayanlar ve uzun süre işsiz kalanlar düzenli olarak desteklenmelidir.
9. Robotik üretimden elde edilen kazanç toplumun tamamıyla paylaşılmalıdır.
10. İnsan hayatını ve onurunu korumak bütün ekonomik politikalardan üstün tutulmalıdır.
Sonuç
Yapay zekâ ve robotlar insanları ağır, tehlikeli ve yorucu işlerden kurtarabilir. Ancak bu değişim plansız gerçekleşirse milyonlarca insan gelirini, sosyal çevresini, günlük düzenini ve geleceğe olan güvenini kaybedebilir.
İşsizlik yalnızca ekonomi kurumlarının değil; sağlık, eğitim, aile ve sosyal politika kurumlarının da ortak meselesidir. Geleceğin başarısı robotların ne kadar çok üretim yaptığıyla değil, teknolojik dönüşüm sırasında kaç insanın onurunun ve ruh sağlığının korunabildiğiyle ölçülmelidir.
Robotlar üretimi artırırken insanlar umutsuzluğa sürükleniyorsa, teknoloji ilerlemiş fakat insanlık gerilemiş demektir.
Yarın 20. Soru
Gelir güvencesinin kaybolması evlilikleri ve çocuk sahibi olmayı azaltır mı?