Eşeoğlueşekler
Adamlar Van’a kadar gelmiş.
Dağları, tepeleri aşmışlar; kürsüye kurulmuşlar.
Sonra da başlamışlar Kürde dil dağıtmaya:
“Televizyonda konuşabilirsiniz.”
“Basında kullanabilirsiniz.”
“Aranızda konuşabilirsiniz.”
Ne büyük lütuf!
İnsan ister istemez soruyor:
Kürtçeyi sizin dedeniz mi icat etti be, eşeoğlueşekler?
Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı Özcan Güngör, Van’a gelip buyurmuş:
“Kürtçenin öğretilmesine evet, televizyonda kullanılmasına evet, basında kullanılmasına evet, kendi aralarında konuşmalarına evet... Ama resmî dil ve tek eğitim dili olmasına karşıyız.”
Bak hele!
Adam sanki dilimizin tapusunu cebinde taşıyor.
Bir de bize kullanım şartnamesi hazırlıyor.
“Şurada konuşabilirsin, burada konuşamazsın.”
Yahu kardeşim!
Sen kimsin?
Kürtçe konuşmak için senden ruhsat mı alacağız?
Yüz yıldır aynı hikâye...
“Konuşabilirsiniz ama…”
İşte o “ama” var ya...
Öte tarafta ise başka bir koronun sesi geliyor.
Yarısı bayat, aynı nakarat!
“Öcalan’a İmralı’da yeni ev yapılıyor!”
Memlekette barış konuşuluyor, bunlar ev konuşuyor.
Behey ahmaklar!
Cezaevi dediğiniz şeyin adı ev.
Öcalan’a orada yeni bir cezaevi yapılması sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?
Siz gerçekten barıştan mı korkuyorsunuz?
Suyu bulandıran gazeteciler malum...
1930’ların zihniyeti…
1930’larda Falih Rıfkı Atay neyse, bugün Murat Ağırel odur.
1930’larda Yunus Nadi neyse, bugün Yılmaz Özdil odur.
1930’larda Hüseyin Cahit Yalçın neyse, bugün Aytunç Erkin odur.
Aradan yüz yıl geçmiş.
Zihniyet kaç kilometre yol almış?
Sıfır!
Kürdün hakkına gelince güvenlik,
Kürdün barışına gelince “memleket elden gidiyor!”
Hepsinin ortak bir özelliği var:
Kürt’ün ne istediğini Kürt’ten daha iyi bildiklerini sanıyorlar.
İşte asıl yanılgı da burada başlıyor.
Çünkü Kürt artık ne Ankara’nın lütfuna muhtaç,
ne İstanbul’un kalem erbabının aklına.
Aklınızı kendinize saklayın!