Ey gafil gezenler!

Ey “vatan, millet, Sakarya” edebiyatıyla tenceresini kaynattığını sanan mübarek Türk milleti!

Bilin ki, bu memleketin meydanlarında dünden bugüne değişmeyen tek şey, hamasetin kılıcıyla kuşanıp cehaletin sırtından geçinenlerin gürültüsüdür.

Amedspor Süper Lig’e çıktı çıkalı, şanssızlık mı dersiniz, kader mi dersiniz, futbol fikstürü mü dersiniz bilemem ama ırkçı ve nefret içerikli gösterilerin öne çıktığı iki takımla üst üste karşılaştı.

Bir tarafta bozkurt işaretleri… Tribünlerden fışkıran o meşhur “Her Türk asker doğar” ve “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” hamaset soslu ezberler… Beyaz Toros pankartları; diğer tarafta Kocaeli tribünlerinde zekâ ve vicdan yoksunu sarı torbalar…

Koskoca Süper Lig’i aldılar, JİTEM tribününe çevirdiler.

Futbol oynanıyor sanıyorsunuz ama değil! Memleketin bütün birikmiş öfkesi, cehaleti, hamaseti doksan dakikaya sığdırılıyor. Hani o kahve köşelerinde, stadyum bilet kuyruklarında dillerden düşmeyen “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” vecizesi var ya; işte o cümle, bu memlekette her türlü haksızlığı, ötekileştirmeyi ve nefreti meşrulaştırmanın en ucuz ruhsatı hâline gelmiş durumda.

Bu memleketin çilesi ne dağdan gelir ne taştan…

Tam olarak haritanın kıvrım yerlerinde üretilen o ‘milli hassasiyetlerden’ gelir.

Devletin evladı olmakla devletin sahibi olmayı birbirine karıştırmış zihniyet yuvalarından gelir. Çünkü bazıları devleti sever. Bazıları devletin nimetlerini sever. Bazıları ise devletin kendisi olduğunu zanneder. Aradaki küçük farkı da kimseye anlatamazsınız. Çünkü anlatmaya kalkarsanız hemen “vatan haini” olursunuz; o dillerden düşmeyen “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü bile kendi kibirlerinin altındaki ezikliğe kalkan yaparlar.

Bursa, Erzurum, Sakarya, Kocaeli (BESK) meselesi bir coğrafi mesele değildir. Bir zihniyet meselesidir. Çünkü aynı zihniyet, tribünde üç kişiyle de karşına çıkar, kürsüde tek kişiyle de.

Binlerce yıllık tarihiyle Amed, kendisini bu yurdun tapulu sahibi sananların tribün saldırılarına uğruyor. Çünkü iktidarla iyi geçinmenin konforunu, hak aramanın zahmetinden daha cazip bulan küçük ama sesi gür çıkan gruplar var.

Hak aramak “hainlik” olmuş. İktidara kul olmak “vatanseverlik” olmuş. Devletin sunduğu imtiyazlarla yaşamaya alışınca da bir süre sonra kendilerini devlet zannetmeye başlamışlar.

Amedspor sahaya çıkıyor. Birden bütün o yapay “vatanseverlik” envanteri, tescilli sloganlar tribüne taşınıyor.

Hükümete Çağrıdır!

Acil kararname çıkarılsın! Hemen olağanüstü kabine toplantısı yapılsın. Kocaeli, Bursa, Sakarya ve Erzurum’un il statüsü derhal alınıp bir süreliğine bucak-nahiye yapılsınlar! Bakalım bir daha yapıyorlar mı?

Sakarya’yı Hendek ilçesine yamayalım. Bursa’yı İnegöl’e memur edelim. Erzurum’u Hınıs’a bucak yapalım. Kocaeli’yi de Gebze’ye bağlayalım. Hem sanayi gelişir hem demokrasi.

Herkes barış, süreç derken bunların hâlâ böyle davranması da elbette cezasız kalmamalı.

Geçtiğimiz aylarda Kocaeli’de bir hemşire, Rojava’ya destek amacıyla saçını ördüğü için işinden ihraç edildi. Şimdi aynı Kocaeli’de tribünlere sarı torbalar sokuluyor. Kocaeli’de devletin terazisi şaşmış gibi görünüyor.

Saç örmek tehlikeli… Sarı torba değil. Birinin saçından devlet güvenliği bozuluyor. Diğerinin tribününden bozulmuyor. Çünkü tribün, nefretin serbest bölgesi değildir. Futbol sahası, ırkçılığın stadyum şubesi değildir. “Vatan” kelimesi de kimsenin cebindeki ruhsat değildir; istediği zaman çıkarıp istediği kişiye doğrultamaz.

Hatta gerekiyorsa bu illeri mahalle yapalım. Muhtarlık seçimiyle başlasınlar demokrasiyi öğrenmeye… Belki o zaman devletin sahibi olmadıklarını, bu ülkenin yalnızca kendilerinden ibaret olmadığını hatırlarlar.

Çünkü madem “kardeşleşme” denildi… Vatanı sevmek, tribünlerde bağırıp çağırmaktan, “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali millete parmak sallamaktan değil; o vatanda yaşayan herkesin insan olduğunu anlamakla başlar.

Gerisi mehteran marşıdır.

İki ileri…

Bir geri.

Maç biter.

Ama hamaset bitmez.