Bazı kapılar vardır, ardında ne olduğunu bilirsiniz ama eşiğinde beklemek insanı hiç bilmediği bir varoluş sınavına sokar. Hastane koridorlarının o soğuk tavan lambaları altında, sadece bir sınır çizgisi gibi durur yoğun bakım kapısı. Zamanın akmayı bıraktığı, saniyelerin saat gibi geçtiği bu yer; dış dünyaya tamamen kapalı, kendi kuralları ve lisanı olan apayrı bir gezegendir.
O kapının önündeki plastik sandalyelere oturan insanların yüzüne bakıldığında, dışarıdaki unvanların, zenginliklerin ya da o büyük acelelerin hiçbir hükmünün kalmadığı görülür. Orada herkes aynı görünmez hırkayı giyer sırtına: Umut ve endişeden ilmek ilmek dokunmuş bir hırka… Koridor, başka hiçbir yerde rastlanmayacak hüzünlü, telaşlı ama bir o kadar da canlı bir insan manzarasıyla dolup taşıyor. Bir köşede sabaha kadar soğumuş karton çay bardaklarını titreyen elleriyle ısıtmaya çalışanlar, diğer köşede gözlerini o beyaz kapıdan bir saniye bile ayırmadan parmaklarının arasında tespih esneten babalar, dudaklarında sessiz dualar büyüten anneler vardır.
Burası bir yanıyla derin bir yalnızlık, diğer yanıyla muazzam bir kader ortaklığı yeridir. Birbirini hayatı boyunca hiç görmemiş insanlar, saniyeler içinde dünyanın en eski dostlarına dönüşür. Kantinden fazladan alınmış bir paket bisküvi, gözü yaşlı bir yabancıya sessizce uzatılan bir mendil veya omza dokunan teselli dolu bir el, orada kan bağından daha güçlü bir bağ kurar. Çünkü herkes bilir ki, yanındaki insanın canı yansa kendi canı da acıyacaktır. Burada saatler sabahı ya da akşamı değil, sadece "ziyaret saatini" ve "doktorun bilgilendirme vaktini" gösterir. Hayat, o iki saate göre ayarlanır.
Öğle saatleri yaklaştıkça, o omuz omuza duran mahşeri kalabalıkta gözle görülür bir dalgalanma başlar. Koridordaki o ağır sessizlik yerini heyecanlı ve ritmik bir fısıltıya bırakır. Çünkü o an, o kapının ardındaki steril dünyadan dışarıya tek bir kelimenin, bir hayat belirtisinin sızacağı andır. Dışarıdaki hayatın tüm küçük kavgaları kapının önünde sıfırlanırken onlarca yabancı yürek tek bir ortak nabız gibi güm güm atmaya başlar. Kalabalık ailelerin arasında sessizce, sadece gözlerle bir görev dağılımı yapılır; bir üye içeriye, sevdiğinin elini birkaç saniyeliğine de olsa tutabilmek için ziyarete sızarken, diğeri doktorun ağzından çıkacak tek bir cümleyi yakalamak için en ön safında nöbete durur. Gidilir, bilgi alınır ve kapının dışındaki o sabırsız kalabalığa aktarılır.
Ve nihayet o kapı aralanıp içeriden bir elçi göründüğünde, koridorda zaman artık saliselerle ölçülür. İçeriden çıkanın yüzündeki o ilk ifade, dışarıdaki koca bir kalabalığın kaderi olur aslında. Bilgi koridora ulaştığı an, insanlığın üretebileceği tüm duygular aynı metrekareye saçılır. Koridorun bir tarafında, gelen o bir cümlelik fısıltıyla dizlerinin bağı çözülüp duvar dibine yığılarak hıçkırıklara boğulanlar; hemen iki adım ötesinde ise şifalı, müjdeli bir haberle çığlık çığlığa birbirine sarılan, günlerdir ilk kez ciğerlerine derin bir nefes çekenler yan yana durur. Hem cennet yaşanır orada, hem cehennem.
Yoğun bakım kapısı; ölümle yaşamın amansız bir satranç oynadığı, gözyaşıyla tebessümün hiç olmadığı kadar iç içe geçtiği o canlı pazar yeridir. İnsana sevmenin çıplaklığını, sabretmenin ağırlığını ve yabancı bir yüreğin acısıyla sızlamanın ne demek olduğunu öğretir.
O koridorda bekleyen herkesin gözü günün sonunda hep aynı beyaz kapıdadır; kulaklar içeriden gelecek tek bir iyi kelimededir. Bu kapının önünde kesin vaatler yoktur belki ama her şeye rağmen beklemek, duaya ve güzel günlere inanmak vardır. Oradaki tüm insanların dileği ortaktır ve çok sadedir: O kapı her açıldığında yüzlerin gülmesi, acıların dinmesi... O koridordaki kalabalık kişiler değişse de, isimler ve yüzler zamanla başka yüzlere devrolsa da oradaki ortak ruh, o görünmez omuz omuza duruş hiç bozulmaz. Gidenler nöbeti yeni gelenlere devreder ama o bitmeyen dua, o şifaya duyulan saf umut o koridorda her daim asılı kalır. Çünkü hayat, her şeye rağmen o beyaz kapının ardında direnen her can için bu sessiz nöbeti tutmaya değer.
☕Bu hafta hepimiz, sadece bir kere bile olsa, o kapının önünde çaresizce sabahlayanlar için bir karton bardaktan çay içelim. İçeriden gelecek tek bir güzel kelimeyi bekleyen o yorgun gözlerin, o sabırlı ve sessiz nöbetlerin anısına... Afiyetle.