Eskiler yoksulluğunu anlatırken, “Kıçımızda don yok.” derdi.
Artık daha isabetli bir ifade var:
Kıçımızda fon yok!
Eskiden doğmamış çocuğa don biçilirdi, şimdi doğmamış çocuğun fonu hesaba geçiriliyor.
Çocuk daha dünyaya gelmeden fonu çoktan paylaşılmış oluyor.
Ey her dürümden kendine vazife çıkaran muhterem yurttaşlarım…
Dürüm deyip geçmeyin.
Büyük ehemmiyete haizdir.
Bizim buralarda son zamanların en mühim sorusu şudur:
“Dürümünüz nasıl olsun?”
“Acılı olsun.”
Zira durumumuz zaten acılı.
Fonumuza kadar almışlar, haberimiz yok...
Oysaki fon eskiden ne kadar masumdu.
Fon panosu, fon müziği, fon perde, fon fotoğrafı vardı.
Şimdi “fon parası” diye bir şey var.
En tehlikelisi bu galiba.
Şimdilerde Seçil Erzan fonu var, Betül Sayan fonu var…
Devletin Varlık Fonu var.
Yurttaşın “Yokluk Fonu” yok.
Yokluk Fonu Başkanlığı da kurulsun.
Genel Müdürlüğe de “Sakızcı Memo” atansın.
Zaten memlekette gün geçmeden yeni bir yolsuzluk oluyor.
Gazeteciler yazmaktan yoruldu, onlar çalmaktan yorulmadı.
Artık hırsızın malı çenemizi yordu.
Ama…
Birileri 63 milyonluk tohumluk paralarını dört ayda 2 milyar liralık fidanlara dönüştürmenin hazzını yaşıyor.
Biz de köşe başında, yarısı saf kanserojenden müteşekkil yarım ekmek bir “tavuk” dürümün hayalini kuruyoruz.
Fon skandalıyla gündemde olan Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ise “Affımı istiyorum.” diyerek tüm görevlerinden ayrıldı.
Resmen, “Parası neyse öderiz, sorun değil.” diyerek şimdilik kayıplara karıştı.
Memleketin bütçesi birilerinin fonlarında buharlaşıyorsa, evinde miskin miskin uyuyan çizgili pijamalı amcalara da “Artık uyanın.” demenin vaktidir.
“Ne olacak canım, kim soracak hesabını?” diyerek mukim olduğu köşesine çekilen yurdum insanına da bir çift lafımız var:
Bankamatik kuyruklarının önünde dalgalan ey nazlı hilal!
Bizim kıçımızda fon yok.
Ama onların fonunda milyarlar var.
Bizim memlekette ekonomi de biraz mucize işidir.
Yurttaşın parası erir, bazılarının ise artar.
Maaş aynı yerde dururken, fiyatlar dört nala koşar.
Borcumuz artar, umutlarımız azalır.
İşte bizim ülkemizde tüm bunlara ekonomi diyorlar.
Kemal Tahir’in Bozkırdaki Çekirdek eserinden bir sözle bitirelim:
“Seni bilmem ama ben usandım mucizeler memleketi vatandaşı olarak yaşamaktan. Hem mucizeden mucizeye hopluyoruz, hem kıçımızda donumuz yok.”