Tek adam rejimi aslında dedikleri gibi çok da kötü bir sistem değil. Korkularınızı ve kaygılarınızı abartılı buluyorum.
Bence bu kadar kasmayın kendinizi!
Ülkenin kaderi tek bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak sözlere bağlıysa ne olmuş yani?
Belirlenecek zamlardan kabinedeki değişikliklere, asgari ücretin ne kadar olacağından muhalefetin başına kimin geçeceğine, hangi muhalif kanalın kapanacağından hangi gazetecinin, siyasetçinin, spor insanının, iş insanının, stand-up sanatçısının ya da yazarın tutuklanacağına kadar pek çok konuda son sözü tek bir kişinin söylediği bir sistemimiz var.
Ne güzel memleket değil mi?
Yaşasın tek adam rejimi!
2026 yılında asgari ücrete yüzde 27 zam yapıldı. Net asgari ücret 22.104,67 TL'den 28.075,50 TL'ye yükseldi. Yani milyonlarca çalışanın cebine ayda 5.970,83 TL daha girecek.
Peki, bu parayla artan kiraların, faturaların, gıda fiyatlarının ve ulaşım giderlerinin üstesinden gelmek mümkün mü?
Olsun! Ümmetin umudu, asrın lideri başımızda olsun yeter!
Yaşasın tek adam rejimi!
TÜRK-İŞ'in Eylül 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 37.801 TL'ye, yoksulluk sınırı ise 123.130 TL'ye ulaştı.
Bir tarafta 28 bin liralık asgari ücret, diğer tarafta yalnızca karnını doyurabilmek için 37 bin lirayı aşan aylık gıda harcaması…
İnsan sormadan edemiyor: Bu ülkede insanlar çalışarak mı yaşayacak, yoksa yaşamak için çalışırken ömürlerini mi tüketecek?
Ama olsun! Bütün bunları konuşmak, dile getirmek sizce de ayıp değil mi?
Yaşasın tek adam rejimi!
İktidar partisinde, suça karışmış olsa dahi kime dokunulacağına, kime dokunulmayacağına kadar her şeyin bir kişinin iradesine bağlandığı bir yönetim anlayışına sahibiz.
Hangi ekonomik kararın alınacağından hangi bakanın görevde kalacağına, hangi bürokratın atanacağından hangi siyasi tartışmanın nasıl sonuçlanacağına kadar her şeyin merkezinde tek bir irade var.
Peki, kurumlar ne olacak? Kurallar, ilkeler, denetim mekanizmaları, kuvvetler ayrılığı?
Onlar da neyin nesi!
TÜİK'in açıklayacağı enflasyon rakamlarından emeklilik koşullarına, kimin kaç yaşında emekli olacağından hangi ülkeyle dost, hangisiyle düşman olacağımıza; hangi politikanın izleneceğinden hangi toplumsal talebin dikkate alınacağına kadar uzanan kocaman bir karar alanı…
Bütün bunların tek bir merkezde toplandığı bir yönetim anlayışının adı değil midir tek adam rejimi?
Çocuklarımızın nasıl bir eğitim alacağına, nasıl bir geleceğe hazırlanacağına, ev sahibi olup olamayacağına, kaç çocuk yapabileceğine, hangi mesleği seçeceğine, üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulup bulamayacağına, öğretmense atanıp atanamayacağına kadar uzanan bir gelecek meselesi var önümüzde.
Gençlerimiz yıllarca okuyor, sınavlara giriyor, hayaller kuruyor. Sonra bir bakıyorlar ki diplomaları ellerinde, gelecekleri belirsiz. Kimi iş bulamıyor, kimi emeğinin karşılığını alamıyor, kimi de bütün umutlarını bavuluna koyup başka ülkelerde bir gelecek arıyor.
Peki, bütün bunları kim çözecek?
Elbette tek adam rejimi!
Vatandaşlarının refah içinde yaşayıp yaşamayacağına, emeklinin ay sonunu getirip getiremeyeceğine, işçinin emeğinin karşılığını alıp alamayacağına, çiftçinin ürettiği üründen kazanıp kazanamayacağına, esnafın dükkânını açık tutup tutamayacağına, kiracının ev sahibi karşısında ezilip ezilmeyeceğine kadar uzanan bir hayat mücadelesi…
Bir ülkede insanlar çalıştıkları hâlde yoksullaşıyorsa, emekliler geçinebilmek için yeniden çalışmak zorunda kalıyorsa, gençler geleceklerini kendi ülkelerinde kuramayacaklarını düşünüyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir.
Ama sorunları çözmek yerine sorunları dile getirenleri susturmanın daha kolay olduğu bu sistemin adına ne diyoruz?
Tek adam rejimi!
Hukukun herkese eşit uygulanmadığı, adalet duygusunun zedelendiği, düşünce ve ifade özgürlüğünün tartışma konusu olduğu, gazetecilerin, yazarların ve siyasetçilerin üzerindeki baskıların gündemden düşmediği mutlu ve istikrarlı bir ülke yaşatıyor bize reis!
İnsanlar yarın başlarına ne geleceğini düşünerek konuşuyorsa, bir düşünceyi açıklamadan önce kendilerini sansürlüyorsa, bir paylaşımın ya da bir yazının bedelini ödemekten korkuyorsa, bütün bunları yaratan ortamı kime borçluyuz?
Tabii ki yine tek adam rejimine!
Hukuksuzluk, adaletsizlik, eşitsizlik, yoksulluk, umutsuzluk ve geleceksizlik…
Bütün bunların sorumluluğunu sorgulamak yerine her şeyi olağan kabul etmek ne kadar kolay!
Öyleyse hiç itiraz etmeyelim. Hiç sorgulamayalım. Hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmayalım.
Bize düşen yalnızca alkışlamak olsun!
Yaşasın tek adam rejimi!
Çünkü bu düzende ülkenin geleceği de ekonomisi de adaleti de özgürlükleri de milyonların ortak iradesiyle değil, tek bir kişinin kararlarıyla şekillenebiliyorsa…
Çünkü halkın talepleri, kurumların bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ikinci plana itiliyorsa…
Çünkü insanlar geçim derdiyle boğuşurken geleceklerine dair umutlarını da kaybediyorsa…
Bütün bunlara rağmen susmamız, kabullenmemiz ve alkışlamamız bekleniyorsa…
Söyleyin bakalım, ne diyoruz?
YAŞASIN TEK ADAM REJİMİ!