Bazı hikâyeler vardır, haber olup biter sanırsınız.
Oysa bitmez.
Gazeteci bir insanı dinler, notlarını alır, haberini yazar, dosyasını kapatır. Sonra başka bir habere koşar. Ama o insanın sesi, sustuğu yer, anlatamadığı cümle, yıllardır cevabını beklediği soru gazetecinin zihninde kalır.
İdris Yılmaz’ın “Dönersen Beni Bul” romanı biraz da böyle bir yerde başlıyor.
1993’ten 2025’e uzanan hikâyenin merkezinde Azad ve Berivan var. Biri yılların içinden geçmiş, hafızasında genç kalan yüzlerle yaşlanmış bir adam. Diğeri yalnızca beklenen değil; kendi kararları, itirazları, kırgınlıkları ve mücadelesi olan bir kadın.
Ama romanı asıl ağırlaştıran şey yalnızca onların hikâyesi değil.
Yılmaz, kitabın ilk taslağını 2017’de Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yazıyor. Sayfalarına defalarca el konuluyor. Her seferinde yeniden başlıyor. Sözcükler onun, ama sayfalar bir süre onun değil.
Belki de bu yüzden “Dönersen Beni Bul”, yalnızca bir aşk hikâyesi değil. Beklemenin, kaybetmenin, hafızanın, özgürlüğün ve insanın yıllar sonra geriye dönüp kendisine sorduğu o zor soruların romanı.
Yılmaz’la romanın peşine düştük.
Bir insan neden yıllar boyunca bekler?
Bir kadın, sevdiği adamın hikâyesinde kaybolmadan kendi sözünü nasıl korur?
Bir mücadele, kendi içindeki yanlışlarla yüzleşmeden gerçekten özgürlükten söz edebilir mi?
Ve en önemlisi…
İnsan yıllar sonra döndüğünde, gerçekten bıraktığı yeri bulabilir mi?
Yılmaz ile romanın yazılma sürecini, Azad ile Berivan’ı ve özgürlük düşüncesinin insan ilişkilerindeki karşılığını konuştuk.
Yasemin Dikici: Bu romanı yazmaya sizi götüren ilk duygu neydi? Bir hikâyeyi anlatma isteği mi, taşıdığınız tanıklıkların ağırlığı mı?
İdris Yılmaz: Taşıdığım hikâyelerin ağırlığıydı. Gazetecilikte bir insanı dinlersiniz, haberini yazarsınız, sonra başka bir habere gidersiniz. Fakat dinlediğiniz insan sizinle kalır. Bir annenin bekleyişi, anlatırken sustuğu yer, cevabını alamadığı bir soru… Bunlar haber yayımlandığında bitmiyor.
2008’de Dicle Haber Ajansı’nda gazeteciliğe başladığımda, sesi duyulmayan insanların sözünü duyurmayı önemsiyordum. Yıllar içinde gördüm ki bazı hayatları bir haberin sınırları içinde anlatmak çok güç. Bir insanın otuz yılını birkaç cümleye sığdırdığınızda, dışarıda kalan koca bir ömür oluyor. Roman biraz da o dışarıda kalan ömre yer açma ihtiyacından doğdu.
Yasemin Dikici: İlk taslağı cezaevinde yazdınız. Sayfalarınıza el konulduğunda yeniden başlamak nasıl mümkün oldu?
İdris Yılmaz: İlk taslağı 2017’de Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yazdım. Sayfalarıma, notlarıma defalarca el konuldu. Her seferinde yeniden başladım. Ama yeniden yazmak, aynı cümleleri hatırlayıp kâğıda geçirmek kadar kolay değildi. Bir sahneyi kurarken içine koyduğunuz duyguyu da yeniden bulmanız gerekiyor.
İnsanın kendi yazısına ulaşamaması ağır bir şey. Sözcükler sizin, fakat elinizde değiller. Son nüsha da alındığında ara vermek zorunda kaldım. Hikâye ise içimde kaldı. Yıllar sonra yeniden yazarken, o ilk sayfaların izini de arıyordum.
Yasemin Dikici: Azad’ı bize nasıl anlatırsınız? Otuz iki yıl boyunca neyi taşıyor?
İdris Yılmaz: Azad, gençliğinde verdiği kararların sonuçlarıyla yaşlanmış bir insan. İnandığı değerleri, kaybettiği arkadaşlarını, söyleyemediği sözleri taşıyor. Onu yalnızca mücadele içindeki yeriyle anlatırsam eksik bırakmış olurum. Üşüyen, özleyen, yanılan, bazen kendi kendisine bile bir şeyi itiraf edemeyen bir yanı var.
Benim için en acı tarafı şu: Azad yaşlanıyor, fakat hafızasındaki insanların çoğu genç kalıyor. Kendisi her yıl değişirken onların yüzleri değişmiyor. İnsan böyle bir hafızayla nasıl yaşar? Roman boyunca bu sorunun yanında durmaya çalıştım.
Bir fotoğrafa bakışı da buradan geliyor. O küçük kâğıtta bir insanın yüzünü, kendi gençliğini ve birlikte yaşayabilecekleri bir hayatı görüyor.
Yasemin Dikici: Berivan’ı Azad’ın beklediği kadın olarak okumak yeterli mi?
İdris Yılmaz: Berivan’ın kendi hayatı var. Kendi düşünceleri, kararları, itirazları var. Onu yalnızca Azad’ın özlemi üzerinden anlatmak, romanın savunduğu kadın iradesini de zedelerdi.
Berivan mücadele eden, karar alan, bunun bedelini yaşayan bir kadın. Duygularıyla politik kimliği arasında yaşadığı gerilim de ona ait. Bir kadının güçlü olması, incinmediği anlamına gelmiyor. Berivan’ın gücünü anlatırken onun kırılganlığını da duyabilmek istedim.
Azad’ın Berivan’a bağlılığı, onun iradesini tanıyabildiği ölçüde anlam kazanıyor. Berivan’ın kendi sözü duyulmalı; okur onu Azad’ın gözlerinden gördüğü kadar, kendi kararlarıyla da tanımalı.
Yasemin Dikici: İki insan arasındaki bu bağı “özgür yaşam özlemi” diye tanımlıyorsunuz. Bunun politik karşılığı nedir?
İdris Yılmaz: Birlikte nasıl yaşayacağımız politik bir sorudur. Kadının sözünün duyulduğu, iradesinin tanındığı, kimsenin diğerini kendisine ait görmediği bir ilişkiyi kurabilmek, özgürlük düşüncesinin gündelik hayattaki karşılığıdır.
Azad ile Berivan’ın birbirlerine duydukları sevda, kurmak istedikleri dünyadan ayrı değil. Fakat o dünyayı isterken kendi ilişkilerinde ne kadar özgür olabildikleri de tartışmalı. Romanın sorusu burada başlıyor.
Gelecekte özgür bir toplum kuracağımızı söylüyorsak, bugünkü ilişkilerimize de bakmalıyız. Birbirimizi dinleyebiliyor muyuz? İtiraza yer açıyor muyuz? Kadının kararını gerçekten tanıyor muyuz? Özgür yaşam özlemi benim için bu soruları da içeriyor.
Yasemin Dikici: Roman, mücadelenin kendi içindeki yanlışları da sorguluyor. Bu eleştirel bakışı neden gerekli gördünüz?
İdris Yılmaz: Verilen emeğe karşı sorumluluk duyduğum için. İnsanların ömrünü verdiği bir mücadeleyi anlatıyorsanız, onların yaşadığı çelişkileri de görmeniz gerekiyor. Fedakârlığı görünür kılarken suskunluğu, hiyerarşiyi, yanlış kararları ve aşınan değerleri de sorgulayabilmelisiniz.
Eleştiri hakkı kaybolduğunda, bir insan yaşadığı haksızlığı kime anlatacak? Kadın kendi sözüne yer bulamıyorsa, özgürlük düşüncesi onun hayatında nasıl karşılık bulacak? Bu soruları dışarıdan hüküm vermek için sormuyorum. Romanın insanlarını anlamak için soruyorum. Onların inançlarını da tereddütlerini de ciddiye alıyorum.
Yasemin Dikici: “Dönersen beni bul” cümlesini bu kadar ağırlaştıran nedir?
İdris Yılmaz: Geçen zaman. İlk söylendiğinde içinde bir kavuşma ihtimali var. Yıllar geçtikçe o cümlenin yanında kayıplar, cevaplanmamış sorular ve yaşanamamış bir hayat birikiyor.Dönmek de kolay bir kelime değil. İnsan bir yere dönebilir; fakat bıraktığı insanı, evi ya da zamanı aynı yerde bulamayabilir. Azad’ın arayışında bu korku var.Bu cümleyi düşündüğümde içimi en çok acıtan şey, bekleyenin de zamanın içinde değişmesi. Beklemek, hayatın durması anlamına gelmiyor. İnsan beklerken yaşlanıyor. Bir gün kavuşursa söyleyeceğini düşündüğü sözleri yıllarca içinde taşıyor.
Yasemin Dikici: Yazar olarak sizi en çok zorlayan, boğazınızda düğümlenen yer neresiydi?
İdris Yılmaz: Bekleyişi anlatmak. Büyük olayları anlatırken tarihler, yerler ve gelişmeler var. Fakat bir insanın her gün aynı ihtimali içinde tutmasını nasıl anlatacaksınız?
Azad’ın aradığı yüzü bulamadığı anları düşünmek ağır geliyor bana. Çünkü o anların arkasında gerçek hayatta dinlediğim insanların bekleyişi var. Mezarı bulunmayan birinin yakını, yasını bile tamamlayamıyor. “Belki” sözcüğü hayatın içinde kalıyor.Böyle yerlerde cümleyi fazla büyütmek istemiyorum. İnsanın acısına gösterişli sözler eklediğinizde, onun sesini örtebilirsiniz. Bazen kısa bir cümleyle durmak, o bekleyişe daha fazla yer bırakıyor.
Yasemin Dikici: Kitabın bugünkü barış tartışmalarına yönelttiği soru ne?
İdris Yılmaz: Geçmişin yükünü taşıyan insanların bu tartışmanın neresinde olduğu. Siyasi açıklamalar yapılıyor, yeni dönemlerden söz ediliyor. Bunların insanların hayatında nasıl karşılık bulacağını da konuşmamız gerekiyor.Kayıp yakınlarının soruları var. Evinden, köyünden ayrılmak zorunda kalanların hafızası var. Cezaevlerinde geçen yıllar, geri gelmeyecek gençlikler var. Barışın bu insanları dinlemesi gerekir.Hafızayla yüzleşmeden barışın geleceğini kuramayız. İnsanların yaşadıklarının tanınması, haklarının güvenceye alınması ve aynı acıların yeniden yaşanmaması için bir hayat kurulması gerekiyor. Romanın geleceğe baktığı yer burası.
Yasemin Dikici: Bu kitabı eline alan okurun, son sayfayı kapattığında neyi yanında götürmesini istersiniz?
İdris Yılmaz: Azad ile Berivan’ın sesini. Bir de kendi sorularını… Okurun benimle her konuda aynı düşünmesini beklemiyorum. Bu insanların hayatına yaklaşmasını, kararlarının ve suskunluklarının ardında ne bulunduğunu düşünmesini isterim.
Karakterler büyük ölçüde kurmaca. Fakat onların taşıdığı acının, özlemin ve arayışın bu topraklarda karşılığı var. Birileri okurken kendi gençliğini, birileri beklediği insanı, birileri de yıllardır söyleyemediği bir sözü hatırlayabilir.
Önsözde de söyledim: Bu sayfalarda bir hüküm değil, bir tanıklık aransın istiyorum. Kitap bittiğinde, hikâyelerini henüz duymadığımız insanlara ilişkin merakımız sürsün.
Kitap: İdris Yılmaz, Dönersen Beni Bul, Deta Yayınları.