Van Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerine artık sayılı günler kaldı. 24 Ekim'de yapılacak
seçimler öncesinde rekabet giderek kızışıyor. Adaylar sahada, ekipler çalışıyor, vaatler
peş peşe açıklanıyor.
Fakat bütün bu hareketliliğin ortasında bana göre asıl sorulması gereken soru şu:
Van gerçekten neyi değiştirmek istiyor?
Çünkü seçim dönemlerinde ortaya konulan vaatlere baktığımızda insanın aklına ister
istemez şu soru geliyor: Daha önce yıllarca bu koltuklarda oturan isimler, bugün
neden hâlâ ilk kez göreve talip olmuşçasına yeni vaatler anlatıyor?
Peki neden aynı insanlar yeniden aday olmak istiyor?
Bu sorunun tek bir cevabı olmayabilir.
Bir makam; yalnızca bir koltuk değildir. Beraberinde görünürlük, çevre, ilişki ağı, temsil
gücü ve karar mekanizmalarına erişim getirir. Uzun süre aynı görevde bulunan kişiler
zaman içerisinde o görevle güçlü bir aidiyet de geliştirebilir.
Fakat burada kritik olan şudur:
Bir makam kişiye mi aittir, yoksa topluma mı?
Bir başkanlık görevi, kişisel bir kariyer hedefinden öte, üyelerin ve kentin ekonomik
geleceğine hizmet etme sorumluluğudur.
Bu nedenle “Ben olmazsam olmaz” anlayışının yerini, “Benden sonra kim daha iyi
yapabilir?” anlayışının alması gerekir.
Van'ın sorunlarını X'te dile getirmek çözüm müdür?
Mevcut başkanın sosyal medyada aktif olduğunu ve Van'ın çeşitli sorunlarını gündeme
taşıdığını görüyoruz. Uçuş sayılarından sınır kapılarına kadar birçok konu kamuoyunun
önüne getiriliyor.
Elbette sorunları dile getirmek önemlidir.
Fakat burada da önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Sorunu dile getirmek başka, sorunun çözümünde sonuç almak başka.
Bugün sıradan bir Vanlı da X'te “Van neden uçmuyor?”, “Sınır kapısı neden
açılmıyor?”, “Trafik neden bu halde?” diye soruyor.
Vatandaşın bunu yapmasının nedeni çoğu zaman doğrudan yaşadığı mağduriyettir.Peki temsil makamında bulunan bir başkanın sorumluluğu sadece aynı soruları daha
görünür biçimde sormak mıdır?
Yoksa temsil ettiği iş dünyasının gücünü kullanarak çözüm için daha somut sonuçlar
üretmek midir?
Bence asıl tartışılması gereken nokta burasıdır.
Bir Ticaret ve Sanayi Odası başkanının görevi yalnızca kentin sorunlarını kamuoyuna
duyurmak değil; üyelerinin ekonomik sorunlarını tespit etmek, çözüm önerileri
geliştirmek, ilgili kurumlarla güçlü bir lobi yürütmek ve mümkün olduğunda sonuç
üretmektir.
Van'ın artık yeni bir siyaset diline ihtiyacı var
Bugün Van'ın önünde onlarca ekonomik ve kentsel sorun duruyor.
Trafik...
Otopark...
Çarpık kentleşme...
Ulaşım...
Sanayi altyapısı...
Üretim...
İhracat...
Turizm...
Sınır ticareti...
Sınır kapıları...
Hava ulaşımı...
Nitelikli istihdam...
İş ölümleri…
Gençlerin kentte kalabilmesi...
Ve daha sayabileceğimiz onlarca mesele.
Van'ın artık yalnızca sorunlarını anlatan değil, sorunları için ölçülebilir hedefler koyan
bir yönetim anlayışına ihtiyacı var.
“Şunu yapacağız” demek kolay.
Asıl mesele;Ne zaman yapacağız?
Nasıl yapacağız?
Kimle yapacağız?
Kaynağı nereden bulacağız?
Hangi kurumla birlikte çalışacağız?
Dört yılın sonunda hangi sonucu ortaya koyacağız?
sorularına cevap verebilmektir.
Bir başkanlık iki dönemle sınırlandırılmalı mı?
Benim şahsi kanaatim, bir başkanın aynı görevde en fazla iki dönem bulunmasının
kurumsal yenilenme açısından tartışılması gerektiğidir.
İlk dönem, eksiklerin ve hataların olduğu bir öğrenme dönemi olabilir.
Ancak ikinci dönem artık mazeretlerin değil, sonuçların konuşulduğu dönem olmalıdır.
İki dönem sonunda hâlâ aynı sorunları konuşuyorsak, üçüncü dönem için önümüze yine
aynı vaatlerin konulması yerine “Neden olmadı?” sorusunu sormamız gerekir.
Çünkü kurumlar kişilerle değil, sistemlerle büyür.
Bir kurumun başarısı tek bir kişinin vazgeçilmezliği üzerinden ölçülüyorsa orada
kurumsallaşma açısından düşünülmesi gereken bir mesele var demektir.
Van'ın ihtiyacı koltuk kavgası değil, gelecek vizyonudur
Van artık yalnızca tüketen bir kent olmamalı.
Üreten...
İhraç eden...
Yatırım çeken...
Markalar oluşturan...
Turizmini geliştiren...
Sınır ticaretini büyüten...
Çevre ülkelerle ekonomik ilişkilerini güçlendiren...
Uluslararası ticaret yollarına entegre olan...
Gençlerine iş imkânı sağlayan...
Sanayicisini, tüccarını ve esnafını rahatlatan bir kent olmalıdır.
Biz nasıl bir Van istiyoruz?
Trafiği çözülen...
Otopark sorunu azalan...
Planlı büyüyen...
Afetlere dirençli...
Temiz...
Yeşil...
Yürüyüş ve bisiklet yolları olan...
Sahilleri ve gölü korunan...
Turisti ağırlayabilen...
Hava ulaşımı güçlü...
Sınır kapıları etkin çalışan...
İran, Irak ve bölge ülkeleriyle ticari ilişkileri gelişmiş...
Üreten ve değer üreten bir Van.
İşte asıl seçim meselesi budur.
Kimi seçtiğimiz kadar neyi seçtiğimiz de önemli
Sevgili hemşerilerim;
Bu insanları o makamlara getiren bizleriz.
O koltukları güçlendiren de yine bizleriz.
Bu nedenle seçim dönemlerinde yalnızca isimlere bakmamalıyız.
“Bendendir.”
“Aşiretimdendir.”
“Partimdendir.”
“Cemaatimdendir.”
“Yakınımdır.”
“Çevremdendir.”
gibi gerekçelerle değil, kentin geleceği açısından düşünmeliyiz.
Adaylara şu soruları sormalıyız:Geçmişte ne yaptınız?
Verdiğiniz hangi sözleri yerine getirdiniz?
Yerine getiremedikleriniz neden gerçekleşmedi?
Yeni dönemde neyi farklı yapacaksınız?
Bunun somut yol haritası nedir?
Van'ın ihracatını, üretimini ve istihdamını nasıl artıracaksınız?
Esnafın, tüccarın ve sanayicinin hangi sorununu hangi tarihe kadar çözeceksiniz?
İşte gerçek hesap verebilirlik budur.
Van değişmek zorunda
Bugün Van'ın birçok sorununu artık günlük hayatımızın doğal bir parçasıymış gibi
kabullenmeye başladık.
Trafiğe...
Çarpık yapılaşmaya...
Ulaşım sorunlarına...
Ekonomik sıkıntılara...
İşsizliğe...
Yetersiz üretime...
Kentteki plansızlığa...
Oysa bunların hiçbiri kader değildir.
Van'ın geleceği, bugünün alışkanlıklarına mahkûm değildir.
Bunun için artık kişilerden çok kurumları, koltuklardan çok projeleri, vaatlerden çok
sonuçları konuşmalıyız.
Kimsenin koltukla kavgası yok.
Ama kimsenin koltuğu da kentin üzerinde değildir.
Koltuk geçicidir, kent kalıcıdır.
Bugün görev yapanlar bir gün o koltuklardan kalkacak.
Bugün aday olanlar da bir gün görevlerini başkasına devredecek.
Asıl mesele, bizden sonra gelecek kuşaklara nasıl bir Van bırakacağımızdır.Çocuklarımızın ve torunlarımızın daha yaşanabilir, daha üretken, daha planlı ve daha
müreffeh bir kentte yaşayabilmesi için artık değişimden korkmamalıyız.
Van'ın ihtiyacı kişilere bağlılık değil, kurumsal akıl ve sürekli yenilenmedir.
Artık seçimleri yalnızca “kim kazanacak?” diye değil,
“Van ne kazanacak?”
diye sormalıyız.
Çünkü mesele bir koltuğun kimin olacağı değil.
Mesele, Van'ın geleceğinin kimin ellerinde ve hangi anlayışla şekilleneceğidir.