Son yıllarda Türkiye ekonomisinde yaşanan yüksek enflasyon, faiz politikaları, küresel ekonomik belirsizlikler ve bölgesel savaşların etkisi, birçok sektörü doğrudan etkilerken bu süreçten en fazla etkilenen alanlardan biri gayrimenkul sektörü olmuştur. Özellikle Van gibi gelişmekte olan şehirlerde bu etkiler daha belirgin hissedilmiş; gayrimenkul piyasasında yaşanan daralma, sektörle bağlantılı birçok meslek grubunu ve ticari faaliyet alanını da zor duruma sokmuştur.

Yüksek faiz oranlarının uzun süre devam etmesi, yatırımcı davranışlarını önemli ölçüde değiştirmiştir. Banka mevduat faizlerinin cazip seviyelere ulaşması, piyasadaki likit sermayenin üretim ve yatırım yerine finansal araçlara yönelmesine neden olmuştur. Bu durum “sıcak para döngüsü” olarak adlandırılan yapıyı güçlendirmiş; yatırımcılar gayrimenkul, ticaret ve üretim yerine kısa vadeli ve düşük riskli finansal getirileri tercih etmeye başlamıştır.

Özellikle Van gayrimenkul piyasasında bu durumun etkileri net biçimde görülmektedir. Konut, arsa ve ticari taşınmaz işlemlerinde ciddi yavaşlama yaşanırken, alım-satım hacimleri geçmiş yıllara göre belirgin şekilde gerilemiştir. Yatırımcıların bekleme pozisyonuna geçmesi ve finansmana erişim maliyetlerinin artması, piyasayı durağanlığa sürüklemiştir.

Bunun yanında, son dönemde gelir vergisi uygulamaları ve yüksek tutarlı vergi-ceza süreçleri de sektörde ek bir baskı oluşturmuştur. Gayrimenkul işlemlerine ilişkin artan denetimler, yüksek vergi yükleri ve cezai yaptırımlar; özellikle küçük ve orta ölçekli yatırımcıları daha temkinli davranmaya yöneltmiştir. Bu durum yalnızca emlak sektörünü değil; inşaat, yapı malzemeleri, mobilya, mimarlık, mühendislik, dekorasyon, lojistik ve finans gibi gayrimenkule bağlı birçok sektörü de dolaylı olarak etkilemiştir.

Gayrimenkul sektörü ekonomilerde “çarpan etkisi” yüksek olan alanlardan biridir. Bir arsa satışı ya da konut yatırımı yalnızca mülk değişimini ifade etmez; aynı zamanda onlarca alt sektörün hareketlenmesini sağlar. Ancak piyasadaki durgunluk, bu ekonomik zincirin birçok halkasında iş kaybı ve gelir azalmasına neden olmaktadır. Bugün sektör temsilcilerinin önemli bir kısmı iş hacimlerindeki düşüş nedeniyle ciddi zorluklar yaşamaktadır.

Küresel ölçekte bakıldığında ise ekonomik daralmalar yalnızca yerel dinamiklerle açıklanamaz. Son yıllarda yaşanan bölgesel savaşlar, enerji krizleri, tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimler dünya ekonomisini önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle Rusya-Ukrayna, ABD/İsrail-İran gerilimleri, Orta Doğu’daki çatışmalar ve küresel ticaret rotalarındaki belirsizlikler yatırım ortamını olumsuz etkilemiş; sermayenin daha temkinli hareket etmesine neden olmuştur.

Bu gelişmelerin Türkiye ekonomisine yansıması; yüksek finansman maliyetleri, yatırım iştahındaki azalma ve piyasalarda bekleme eğilimi olarak görülmektedir. Van gibi sınır ticareti, lojistik ve bölgesel hareketlilik açısından stratejik öneme sahip şehirlerde ise bu etkiler daha güçlü hissedilmektedir.

Ancak tüm bu olumsuz tabloya rağmen Van’ın uzun vadede önemli potansiyeller taşıdığı da unutulmamalıdır. Şehrin genç nüfusu, gelişen ulaşım ağları, sınır ticareti avantajı, turizm potansiyeli ve geniş gelişim alanları, gayrimenkul açısından gelecekte yeniden hareketlilik oluşturabilecek unsurlar arasında yer almaktadır. Bunun için finansmana erişimin kolaylaştırılması, yatırım ortamının güçlendirilmesi, sektörel teşviklerin artırılması ve piyasa güveninin yeniden tesis edilmesi önem taşımaktadır.

Van’da gayrimenkul piyasasında yaşanan durgunluk yalnızca sektörel bir sorun değil; ekonomik politikalar, küresel gelişmeler ve yatırım davranışlarındaki değişimlerin ortak sonucudur. Bu sürecin aşılması için ekonomik istikrarın güçlendirilmesi, yatırımcı güveninin artırılması ve reel sektörün desteklenmesi kritik önem taşımaktadır.

Gayrimenkul sektörünün yeniden canlanması ise yalnızca emlak piyasasını değil, onunla bağlantılı birçok sektörü de yeniden harekete geçirecek ve bölgesel ekonomiye önemli katkılar sağlayacaktır.