"İyi yaşamak istiyorum."

Belki de dünyada en çok kurulan cümlelerden biri budur. Sabah işe giderken, akşam eve dönerken, bir hastane koridorunda beklerken, banka kredisi hesaplarken ya da sosyal medyada başkalarının hayatlarını izlerken içimizden sessizce bunu geçiririz.

Ama durup kendimize hiç sorduk mu?

İyi yaşamak gerçekten nedir?

Daha önemlisi, herkes aynı "iyi yaşam"ı mı hayal eder?

Bir çocuk için iyi yaşamak, dondurmasını güneş erimeden bitirebilmektir belki. Genç biri için sevdiği işi yapmak... Bir anne için çocuklarının sağlıklı büyümesi... Yaşlı biri için ise ağrısız bir sabaha uyanabilmek.

Demek ki iyi yaşamın tek bir tanımı yok.

Kimi için dünyayı dolaşmaktır.

Kimi için sevdiği insanla aynı sofraya oturabilmektir.

Kimi için bir dağ köyünde sessizliktir.

Kimi için kalabalık bir konserin ortasında saatlerce şarkı söylemektir.

Kimisi yeni bir ev almayı hayal eder.

Kimisi yıllardır beklediği arabaya sahip olmayı.

Kimisi evlenip çocuk sahibi olmayı ister.

Kimisi ise tam tersine yalnızlığını koruyabileceği küçük bir evi...

Peki ya siz?

İyi bir hayat dediğiniz şey tam olarak nedir?

Gezmek mi?

Yeni şehirler görmek mi?

Bir konsere gitmek, sevdiğiniz şarkıları binlerce kişiyle birlikte söylemek mi?

Yıllardır hayalini kurduğunuz evi almak mı?

İlk arabanızın anahtarını elinize almak mı?

Evlenip çocuk sahibi olmak mı?

Kariyer basamaklarını hızla tırmanmak mı?

Yoksa bir sabah hiçbir telaş duymadan uyanabilmek mi?

Belki de iyi yaşam, herkesin kendi içinde verdiği en kişisel cevaptır.

Çünkü modern çağ bize neyin değerli olduğunu sürekli fısıldıyor.

Daha büyük ev.

Daha yeni telefon.

Daha yüksek maaş.

Daha pahalı tatiller.

Daha çok takipçi.

Oysa bütün bunlara sahip olduğu hâlde mutsuz olan kaç insan tanıyoruz?

Demek ki mesele sahip olmak değil.

Mesele, sahip olduklarımızla kurduğumuz ilişki.

Sokrates şöyle der:

"Memnuniyet doğal bir zenginliktir; lüks ise yapay bir yoksulluktur."

Yüzyıllar geçmesine rağmen bu söz hâlâ güncelliğini koruyor.

Çünkü insanın ihtiyaçları sınırlı; arzuları ise neredeyse sonsuz.

Ne kadar çok şeye sahip olursak olalım, bir süre sonra onları sıradanlaştırıyoruz. Sonra daha fazlasını istiyoruz.

Belki de bu yüzden iyi yaşamı sürekli geleceğe erteliyoruz.

"Şu işi bulayım..."

"Şu evi alayım..."

"Biraz daha para biriktireyim..."

"Emekli olayım..."

Ve hayat, hep başlayacakmış gibi beklerken sessizce geçip gidiyor.

Montaigne, "Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır." der.

Bu cümlede durup düşünmek gerekiyor.

Çünkü çoğumuz ömrümüzü uzatmanın yollarını arıyoruz ama onu derinleştirmenin yollarını pek konuşmuyoruz.

İyi yaşamak yalnızca mutlu olmak da değildir.

Acıyı da içerir.

Kaybetmeyi de...

Beklemeyi de...

Yeniden başlamayı da...

Belki iyi yaşamak, bütün bunlara rağmen yaşamaktan vazgeçmemektir.

Belki iyi yaşamak, her sabah yeniden umut edebilmektir.

Belki de insanın kendisine yabancılaşmamasıdır.

Belki de iyi yaşamak, başkalarının bize öğrettiği hayatı değil; kendi iç sesimizin işaret ettiği hayatı yaşayabilmektir.

Çünkü başkalarının başarı diye gösterdiği şey, sizin mutluluğunuz olmak zorunda değildir.

Viktor E. Frankl, toplama kampındaki deneyimlerinden sonra şu sonuca varır:

"İnsanın her şeyi elinden alınabilir; ama bir şey asla: Her koşulda kendi tutumunu seçme özgürlüğü."

İyi yaşamak bazen koşulları değiştirememektir.

Ama onlara karşı nasıl duracağını seçebilmektir.

Hayat hepimize aynı süreyi vaat etmiyor.

Ama nasıl yaşayacağımıza dair küçük de olsa bir seçim hakkı bırakıyor.

Belki de iyi yaşam, tam da o seçimlerde gizlidir.

Bugün kendinize şu soruları sormayı deneyin:

Gerçekten neyin peşinden koşuyorum?

Başkalarının beklentileriyle mi yaşıyorum, kendi sesimi mi dinliyorum?

Mutluluğu hep geleceğe mi erteliyorum?

En son ne zaman hiçbir neden yokken gökyüzüne baktım?

En son ne zaman sevdiğim bir şarkıyı sonuna kadar dinledim?

En son ne zaman yalnızca yürümek için yürüdüm?

En son ne zaman sevdiğim birine vakit ayırdım?

İyi yaşamak belki de büyük olayların toplamı değildir.

Belki küçük anları fark edebilme becerisidir.

Bir fincan çayın buharı...

Yağmurun cama vuran sesi...

Eski bir dosttan gelen telefon...

Annenin "Yemek yedin mi?" sorusu...

Bir çocuğun kahkahası...

Bazen bütün iyi yaşam, tam da bu anların içinde saklıdır.

Günün sonunda geriye ne kadar kazandığımız değil, nasıl yaşadığımız kalacak.

Çünkü ömür, yıllarla değil; hatırlamaya değer anlarla ölçülür.

Çünkü hayat, çoğu zaman büyük mutluluklar vaat etmez.

Ama küçük güzellikleri görmeyi bilenlere her gün yeni bir neden sunar.

Bir gün dönüp geriye baktığınızda, "İyi ki böyle yaşamışım." diyebileceğiniz bir hayatınız olacak mı?

Asıl mesele belki de budur.