Bazı şairler vardır; kitaplarda kalmazlar. Bir mısra olur, yıllarca insanın içinde dolaşırlar. Bir türkünün sözlerinde, bir mahpusun özleminde, bir annenin bekleyişinde, bir memleket hasretinde karşımıza çıkarlar.
Ahmed Arif, benim için tam da böyle bir şairdir.
Onunla lise yıllarında tanıştım. O yaşlarda insan bazı şairleri okur, bazılarını ise yaşar. Ben Ahmed Arif'i yaşayanlardan oldum. Şiirlerini yalnızca okumadım; ezberledim, yürürken mırıldandım, yalnız kaldığım zamanlarda kendi içimde yeniden kurdum.
Bugün, 2 Haziran.
Ahmed Arif'in aramızdan ayrılışının yıl dönümü.
Aradan geçen yıllara rağmen sesi hâlâ diri, şiirleri hâlâ genç ve söyledikleri hâlâ güncel.
Çünkü Ahmed Arif yalnızca şiir yazmadı. Acıyı, sevgiyi, memleketi ve direnişi dile getirdi.
Toplumcu gerçekçi şiirin en güçlü seslerinden biri olarak Anadolu'nun yoksul insanlarını, ezilenlerini, sürgünlerini, mahpuslarını anlattı. Ama bunu kuru sloganlarla değil; şiirin bütün imkânlarını kullanarak yaptı. Onun dizelerinde hem bir dağ köyünün yalnızlığı hem de bir annenin yüreği vardı.
"Hasretinden Prangalar Eskittim"
Türkiye edebiyatında bazı kitaplar vardır ki yalnızca yayımlanmaz, bir döneme damga vurur.
Ahmed Arif'in 1968 yılında yayımlanan tek şiir kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim işte böyle bir kitaptır.
Tek kitap...
Ama onlarca kitaba bedel.
Yıllar boyunca altmıştan fazla baskı yaparak Türkiye'nin en çok okunan şiir kitapları arasına girdi. Şairin kitaplaştırmadığı şiirleri daha sonra Yurdum Benim Şahdamarım adıyla yayımlandı. Leyla Erbil'e yazdığı mektuplar ise Leylim Leylimadıyla okurla buluştu.
Bazen düşünüyorum da; bazı insanlar bir ömür boyunca onlarca kitap yazar ve unutulur. Bazıları ise yalnızca bir kitapla kuşakların hafızasına yerleşir.
Ahmed Arif ikinci gruptaydı.
Bir Ağıt: 33 Kurşun
Ahmed Arif denince akla gelen ilk şiirlerden biri kuşkusuz "33 Kurşun"dur.
Bu şiir yalnızca bir şiir değildir; bir ağıttır.
1943 yılında Van'ın Özalp ilçesinde sınır kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla yargılanmadan kurşuna dizilen otuz üç köylünün hikâyesini anlatır.
Ahmed Arif o şiirde yalnızca ölüleri değil, adaleti de arar.
Bu yüzden "33 Kurşun" yıllar boyunca yalnızca edebiyatın değil, toplumsal hafızanın da bir parçası olmuştur.
Çünkü bazı yaralar kapanmaz; yalnızca şiire dönüşür.
Mahpusluk ve Direniş
Ahmed Arif'in hayatında cezaevleri de vardır.
Düşünceleri nedeniyle soruşturmalara uğradı, gözaltına alındı, yıllarını hapishanelerde geçirdi.
Belki de bu yüzden onun şiirlerindeki hasret bu kadar gerçek gelir insana.
Çünkü o hasreti yaşamıştır.
Onun dizelerinde sevda da gerçektir, ayrılık da.
Özlem de gerçektir, memleket de.
Belki bu yüzden yıllardır milyonlarca insan aynı dizelerde kendinden bir şey bulabiliyor.
Şiirleri Türkü Oldu
Ahmed Arif'in şiirleri yalnızca kitap sayfalarında kalmadı.
Birçok şiiri bestelenerek türkülerde, konser salonlarında, meydanlarda yankılandı.
Belki de onu bu kadar kalıcı yapan şeylerden biri budur.
Şiiri halkın diline karıştı.
Okunmaktan çıktı, söylenmeye başladı.
Bugün Ahmed Arif'in bir şiirini bilmeyen olabilir.
Ama onun dizelerinden doğan bir türküyü duymamış olmak neredeyse imkânsızdır.
Bir Şairi Nasıl Hatırlarız?
Bir insan öldüğünde geriye ne kalır?
Ahmed Arif'in ardından kalan şey yalnızca kitaplar değil.
Bir dil kaldı.
Bir ses kaldı.
Bir memleket özlemi kaldı.
Ve kuşaktan kuşağa aktarılan dizeler kaldı.
Ben bugün Ahmed Arif'i yalnızca büyük bir şair olarak değil, gençlik yıllarımın yol arkadaşlarından biri olarak hatırlıyorum.
Bazı şairler okunur ve geçilir.
Bazıları ise insanın içine yerleşir.
Ahmed Arif, o yerleşenlerdendir.
Aramızdan ayrılışının yıl dönümünde onu saygıyla, özlemle ve bir kez daha şiirlerinin gölgesinde anıyorum.
Çünkü bazı şairler ölmez.
Sadece dizelerinin içinde yaşamaya devam eder.