Gümüş bir tas gibi ışığı toplayan Van Gölü, yüzyıllardır bu memleketin göğsünde aynı sessizlikle uzanır. Bir yanında Van Kalesi, binlerce yılın taş hafızasını göğe kaldırmış; öte yanında Ahtamara, suyun ortasında eski bir duayı saklar gibi bekliyor.

Erek Dağı, uzaktan bakıldığında adeta küçük bir Kandil Dağı’nı andırıyor.

Van’da rüzgâr bile geçmişten haber taşır…

Bugün Van’ın üstünde böyle bir hava vardı. Ne yalnız yazın sıcağı, ne gölün maviliği, ne de dağların kızıllığı konuşuyordu. Bir taziye çadırının önünde toplanan binlerin sessizliği, bütün şehrin üstüne ağır bir bulut gibi çökmüştü. Sabahın erken saatlerinden itibaren Van halkı taziyeye doğru akın etti. Kimi Özalp yolundan, kimi Başkale’den, kimi Hakkâri dağlarının ardındaki serhat kentlerinden…

Yaşlı kadınlar ağır adımlarla yürüyordu; bastonuna yaslanan ihtiyarlar, çocuklarının ellerini bırakmayan anneler, omuz omuza ilerleyen gençler… Kalabalığın yüzünde yas kadar, birbirine kavuşmanın duygusu da okunuyordu.

Van, yıllarca süren çatışmalı süreçte yaşamını yitiren 54 kişinin anısına kurulan taziye çadırında buluştu.

Serhad kentlerinden gelen gruplarla birlikte yüzlerce genç de kitlesel yürüyüşle alana giriş yaptı. Saatler ilerledikçe kalabalık büyüdü.

Ancak taziyedeki kalabalık, bunun yalnızca bir yas buluşması olmadığını gösteriyordu.

MEBYA-DER öncülüğünde kurulan taziye, yıllarca çatışmanın gölgesinde kalmış bir toplumsal hafızanın yeniden görünür olduğu bir alana dönüşmüştü. Ailelerin gençleri karşılaması, taşınan pankartlar, kalabalığın yürüyüşü ve alandaki konuşmalar aynı ortak duyguyu ortaya koyuyordu: Geçmişin acıları unutulmadan yeni bir dönemin kurulması arayışı.

Van’daki taziye, yalnızca hayatını kaybedenlerin anıldığı bir yas alanı değildi. Aynı zamanda bölgenin geçmişle kurduğu ilişkinin ve geleceğe dair beklentisinin görülebildiği bir buluşmaydı.

Taziye alanını ziyaret eden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın konuşması da bu atmosferin politik çerçevesini ortaya koydu.

Hatimoğulları, silahların susması, çatışmaların ve savaşın sona ermesi, siyasi ve hukuki mücadelenin güçlenmesi gerektiğini belirterek, başlayan sürecin büyük bir umut yarattığını söyledi. Kürt sorununun artık bir “terör” sorunu olarak ele alınmaması gerektiğini ifade eden Hatimoğulları, yeni dönemin Türkler, Kürtler ve bütün halklar açısından kazanım yaratması gerektiğini vurguladı.

Taziye çadırında geçmişin acısıyla geleceğe dair beklenti yan yana duruyordu. Annelerin ve ailelerin yüzlerindeki yas ile gençlerin taşıdığı umut aynı kalabalığın içinde buluştu.

Yıllarca çatışmanın, kayıpların ve siyasi gerilimlerin belirlediği bu coğrafyada insanlar bu kez ölülerini anmak, acılarını paylaşmak ve geleceğe dair söz söylemek için aynı yerde buluştu.

Yüzyıllardır aynı coğrafyada duran, bağrında güneşi taşıyan ama dibinde sayısız hikâye saklayan Van Gölü gibi…

Van’da kurulan bu kitlesel taziye, geçmişin acısının henüz dinmediğini gösterdi. Ama aynı kalabalık, başka bir şeyi de açıkça ortaya koydu: Bu topraklarda artık ölümün değil, barışın konuşulmasına dair güçlü bir beklenti var.

Yaşamını yitiren tüm canlarımızı bir kez daha saygıyla minnetle anıyorum.