Türkiye Cumhuriyeti kamu yönetiminin en köklü ve en neşeli geleneğidir: Ne zaman sistem işlemez ya da bir kurumun toplumdaki itibarı yıpranırsa, hemen bilindik formül devreye girer: "İsmini değiştirelim, düzelir!"
Devlet teamüllerimizden olan bu alışkanlık mevcut iktidar döneminde de artarak devam etti…
Türkiye İş ve İşçi Bulma Kurumu, ruhunu İŞKUR’a teslim etti. Devlet İstatistik Enstitüsü, kılık değiştirip TÜİK kisvesine büründü. Devlet Planlama Teşkilatı ise Strateji ve Bütçe Başkanlığı tabelasının arkasında saklambaç oynamaya başladı. SSK, harf oyunuyla SGK oldu lakin o eski "SSK"nın tınısı damağımızda kaldı. SGK hâlâ dilimize bir türlü oturmadı.
Zamanın birinde bir ilçede DSP İlçe Başkanlığı varmış. Bütün ilçe kongrelerinde kaybeden aday, tam da Genel Başkan Bülent Ecevit'in geleceği gün DSP İlçe Başkanlığının tabelasını çalar ve getirip kendi dükkânına asar. İlçe girişindeki DSP İlçe Başkanlığını gören Ecevit, aracı durdurur ve ilçe başkanlığına yönelir. Ecevit burada toplananlarla sarılır, gerçek ilçe başkanının şaşkın bakışları arasında sahte ilçe başkanı ile çeşitli konularda görüş alışverişinde bulunur, fotoğraf çektirip Ankara’ya geri döner.
Kaçak DSP İlçe tabelasının bizde bıraktığı o acı tatlı tortu şudur: Bu coğrafyada politika, tabeladan ibarettir.
Geçtiğimiz günlerde AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar’ın, yeni konjonktürde güvenlik korucularının unvanını “Kır Bekçisi” yapma yönündeki değişiklik teklifi, bu devasa gelenek zincirinin en taze halkası olarak önümüze düşüverdi.
Tüm bu krizlerin yegâne müsebbibi meğer korucuların adıymış... Biz de yıllardır boşuna teoriler kasıp analiz kasıyoruz; meğer meselenin çözümü tek bir kelime oyununda saklıymış!
İsim değiştirmede o kadar kıdemliyiz ki...
Jandarma'dan sonra JÖH’ü de gördük, Özel Tim’lerden sonra PÖH’ü de. Gece Bekçileri bile çıkıp "Bize bekçi denilmesinden hicap duyuyoruz" diyerek aristokratik bir unvan talebinde bulundu.
Birinci Şube’nin tabelasını söküp TEM Şube yazınca Emniyet Genel Müdürlüğü İnsan Hakları ödülü mü aldı?
Toplum polisi çevik kuvvet olunca, halkın üzerine karanfil mi attı?
Ne değişti?
Biz buna “Hurûfî Teşqele” diyoruz: Pöh, pöhh, pöhh!
Fakat hakkını teslim etmek lazım; AKP Milletvekili Tatar’ın pazara sürdüğü “Kır Bekçisi” unvanı, bu yüksek vizyonlu pazar için fazlasıyla alaturka, fazlasıyla renksiz kaçıyor. “Kır bekçisi” dediğiniz nedir ki? Siyah-beyaz nostaljik Türk filmlerinde köyün bostanından iki adet karpuz aşıran sümüklü çocukları elindeki sopayla kovalayan o tonton dede figüründen başka neyi çağrıştırır?
Bakın, heybemde sizin için başka bir reçete daha var: İlle de bir şey aranıyorsa, TAYYİBİYE Alayları olsun, tam otursun.
Malumunuz, ormanı olmayan Van’da bile İl Orman Müdürlüğü var. Üstelik bu trajedi, geçtiğimiz günlerde Van Orman Müdürlüğü tarafından yayımlanan resmî personel alım ilanıyla taçlandırıldı. Olmayan orman için ‘Orman bekçisi’ arıyorlar.
“Kır Bekçisi” unvanıyla kutsanacak korucuları direkt orman bekçisi yapalım gitsin. Orman yok ama bekçisi kâğıt üstünde hazır! Geriye sadece bekleyecek tek bir dal bulmak kalıyor.
Ormanı olmayan kente Orman Müdürlüğü inşa eden o üstün akıl, korucuyu da kupkuru dağlara 'Kır Bekçisi' olarak dikerse kantarın topuzu kaçmış demektir, şaşırmamak gerek.
Madem ‘Yeni Parti’ kuruldu, umudumuz odur ki bu hamleler sadece tabela estetiğinden ibaret kalmasın. Çünkü mesele tabeladaki ismin heybeti değil; altındaki programdır, dildir, zihniyettir.
Aksi takdirde, her unvan göz boyayan bir bürokratik illüzyondan ve alfabetik çorbaya birkaç harf daha iliştirmekten başka bir şey değildir.
Özetle, ey bu yolun yolcuları…
Mide kanseri olan hastanın sadece hastane dosya numarasını değiştirmeniz, o sinsi tümörü vücuttan söküp atmaz. Devletler de kurumlarının tabelasını boyayarak ne geçmişin günahlarını silebilir ne de bugünün kangrenleşmiş sorunlarını çözebilir.
Hurûfî Teşqele devam ediyor.