Van’da artık bir yerden başka bir yere gitmek, günlük hayatın sıradan bir parçası olmaktan
çıkıp başlı başına bir meseleye dönüşmeye başladı.
Sabah ve akşam saatlerinde ana arterlerde oluşan yoğunluk, kavşaklarda uzayan araç
kuyrukları, yanlış parklar, toplu taşıma araçlarının verimsizliği ve özellikle ağır tonajlı
araçların şehir içindeki hareketliliği, Van’da ulaşımı her geçen gün biraz daha zorlaştırıyor.
Elbette bu tablonun birçok nedeni var.
Çevre yolunun bir türlü tüm etapların faaliyete geçememesi, ağır tonajlı araçların
kent merkezinden geçmesi, yetersiz alt ve üst geçitler, araç kapasitesini
karşılamayan dar yollar, doğru planlanmamış kavşaklar ve trafik ışıkları, yol
kenarlarındaki düzensiz parklanma, toplu taşımanın yeterince etkin kullanılmaması
ve raylı sistemin bulunmaması bunların başlıcaları.
Ancak burada daha önemli bir soruyu sormamız gerekiyor:
Bütün bu sorunları çözersek Van’ın trafik problemi gerçekten bitecek mi?
Bence hayır.
Çünkü Van’ın trafik problemi yalnızca yolların ve kavşakların problemi değildir.
Van’ın trafik problemi aynı zamanda kentin nasıl yaşadığıyla ilgilidir.
Daha fazla yol yapmak her zaman daha az trafik anlamına gelmiyor
Kentlerde trafik sıkışıklığı olduğunda ilk akla gelen çözüm genellikle yeni yol yapmak,
mevcut yolu genişletmek, kavşak düzenlemek veya yeni bir alt geçit inşa etmektir.
Bunlar elbette gerekli olabilir.
Fakat bunlar çoğu zaman trafik sorununu çözmekten çok, bir süreliğine öteleyebilir.
Çünkü şehir büyüdükçe yeni yollar da yeni araç hareketliliği üretir. İnsanlar evlerinden
işlerine, hastanelere, okullara, alışveriş merkezlerine ve sosyal alanlara ulaşmak için
sürekli olarak kentin belirli merkezlerine yöneliyorsa, en geniş yol bile bir süre sonra
yetersiz kalabilir.
Asıl mesele şudur:
İnsanları sürekli olarak tek bir merkeze gitmek zorunda bırakan şehir modelini
değiştirebiliyor muyuz?
Van açısından asıl tartışılması gereken nokta tam da burasıdır.
Van’ı tek merkezli şehir olmaktan çıkarmalıyızBugün İpekyolu ilçesi, yalnızca kendi nüfusunun değil, Tuşba ve Edremit başta olmak
üzere çevre ilçelerden gelen nüfusun da önemli bir bölümünü kendisine çekiyor.
Hastane, eğitim, ticaret, kamu kurumları, iş merkezleri, alışveriş, sosyal yaşam ve diğer
hizmetlerin belirli bölgelerde yoğunlaşması, gün içerisinde çok büyük bir insan ve araç
hareketliliği oluşturuyor.
Sonuçta:
İpekyolu'na giden yolların yükü artıyor.
Bu nedenle Van'ın geleceği için yalnızca "yolları nasıl genişletiriz?" sorusunu değil,
"İnsanların neden sürekli İpekyolu'na gitmek zorunda kaldığını nasıl ortadan
kaldırırız?" sorusunu da sormalıyız.
Bunun yolu ise Tuşba, İpekyolu ve Edremit başta olmak üzere ilçelerin kendi güçlü
merkezlerini oluşturmasından geçiyor.
Her ilçenin kendi içinde güçlü bir ticaret, sağlık, eğitim, sosyal yaşam ve istihdam merkezi
oluşturması gerekiyor.
Böylece vatandaşın her ihtiyacı için kent merkezine gitmek zorunda kalmadığı bir Van
modeli ortaya çıkabilir.
Asıl çözüm: Mahalleleri güçlendirmek
Van'ın trafik sorununu kalıcı olarak çözmenin en önemli adımlarından biri, mahalleleri
yalnızca konut alanları olmaktan çıkarmaktır.
Bugün birçok mahallede insanlar sadece uyuyor.
Sabah evinden çıkıyor, başka bir mahalleye veya ilçeye gidiyor; akşam tekrar evine
dönüyor.
Bu model doğal olarak sürekli trafik üretiyor.
Oysa modern şehircilikte giderek daha fazla tartışılan yaklaşım, insanların temel
ihtiyaçlarına mümkün olduğunca yakın mesafede ulaşabilmesini sağlamak.
Dünyada bunun en bilinen örneklerinden biri "15 dakikalık şehir" yaklaşımıdır.
Paris'te uygulanan bu anlayışta amaç; insanların sağlık, eğitim, alışveriş, çalışma, sosyal
yaşam ve yeşil alan gibi temel ihtiyaçlarına yürüyerek, bisikletle veya toplu taşımayla kısa
sürede ulaşabilmesini sağlamaktır.
Van'ın bunu birebir kopyalaması gerekmiyor.
Ancak bu düşünceden yararlanması gerekiyor.Mahallede sağlık varsa hastane trafiği azalır
Örneğin sağlık hizmetlerini düşünelim.
Vatandaşın her küçük rahatsızlıkta şehir merkezindeki büyük hastanelere gitmek zorunda
kaldığı bir sistem, doğal olarak hem hastanelerde hem de yollarda yoğunluk oluşturur.
Bunun yerine mahalle ölçeğinde:
• güçlü aile sağlığı merkezleri,
• 7/24 veya geniş saat aralıklarında hizmet verebilen sağlık birimleri,
• temel laboratuvar hizmetleri,
• kronik hastalık takip merkezleri,
• yaşlı bakım ve danışmanlık hizmetleri,
• çocuk sağlığı birimleri,
• gerektiğinde hızlı sevk mekanizmaları
oluşturulabilirse, hastanelere yönelen gereksiz hareketliliğin önemli bir bölümü
azaltılabilir.
Mahalle sadece evlerin bulunduğu yer olmamalı
Aynı şeyi ticaret için de düşünmeliyiz.
Bir mahallede fırın, market, eczane, banka hizmetleri, küçük işletmeler, kafe, restoran,
çocuk alanları, spor alanları, parklar, eğitim birimleri ve sosyal tesisler varsa vatandaşın
günlük ihtiyaçlarının önemli bir bölümü mahalle içerisinde karşılanabilir.
Daha da önemlisi, iş imkânları mahallelere yayılabilir.
Küçük ofisler, yerel işletmeler, kooperatifler, atölyeler, hizmet sektörü ve mahalle ticareti
desteklenebilir.
Böylece insanlar yalnızca yaşadıkları mahalleden çalışmak için çıkmak zorunda kalmaz.
Bu, trafik açısından belki bir kavşak düzenlemesinden çok daha büyük bir sonuç
doğurabilir.
Çünkü trafik sorununu araçların hareketini hızlandırarak değil, gereksiz hareketliliği
azaltarak da çözebiliriz.
Raylı sistem de tek başına kurtarıcı değilVan için raylı sistem elbette çok önemli bir konu.
Ancak raylı sistemi sadece bir ulaşım projesi olarak görmek de yanlış olur.
Raylı sistemin güzergâhı boyunca doğru nüfus yoğunluğu, ticaret, hizmetler, yaya
bağlantıları ve aktarma merkezleri oluşturulmazsa, raylı sistem tek başına beklenen
sonucu vermeyebilir.
Dünyada ulaşım planlamasında Transit-Oriented Development (TOD) olarak ifade
edilen yaklaşım, ulaşım yatırımlarını arazi kullanımı ve kentleşme politikalarıyla birlikte
ele alıyor. Kopenhag gibi şehirlerde toplu taşıma istasyonları çevresindeki gelişmenin
planlanması bunun önemli örneklerinden biri.
Dolayısıyla Van'ın ihtiyacı yalnızca:
"Raylı sistem yapalım." değil.
Asıl ihtiyaç:
"Raylı sistem + toplu taşıma + yaya yolları + bisiklet + mahalle merkezleri + doğru
imar" bütünlüğünü kurmaktır.
Van'ın trafik planı 5 yıllık değil, 50 yıllık düşünülmeli
Van bugün çözülecek bir trafik problemiyle karşı karşıya değil.
Van, önümüzdeki 30-50 yılın nasıl bir şehir olacağına karar verme aşamasında.
Bugün yapılan her imar kararı, her yol, her kavşak, her yeni yapılaşma alanı geleceğin
trafik yükünü belirleyecek.
Bu nedenle Van'ın artık günü kurtaran projelerden çıkıp uzun vadeli bir kent ulaşım ve
yerleşim stratejisine ihtiyacı var.
Bu stratejinin temelinde ise şu prensipler bulunmalı:
• İpekyolu'nun üzerindeki merkezi yük azaltılmalı.
• Tuşba ve Edremit kendi güçlü merkezlerine kavuşmalı.
• Mahalleler sağlık, eğitim, ticaret, sosyal yaşam ve istihdam açısından
güçlendirilmeli.
• Çevre yolu hayata geçirilmeli ve ağır tonajlı araçların kent içi trafiği üzerindeki
etkisi azaltılmalı.
• Raylı sistem ve toplu taşıma birlikte planlanmalı.
• Ana arter, toplayıcı yol ve mahalle yolları arasında net bir ulaşım hiyerarşisi
oluşturulmalı.
• Otopark ve parklanma problemi çözülmeden yol yatırımlarının tek başına yeterli
olmayacağı kabul edilmeli.• Yaya ve bisiklet ulaşımı bir "sosyal proje" değil, ulaşım sisteminin temel parçası
olarak görülmeli.
• Yeni imar alanları ulaşım kapasitesi hesaplanmadan açılmamalı.
• Bütün bu süreçte meslek odaları, üniversiteler, ulaşım uzmanları, şehir plancıları,
mühendisler, yerel yönetimler ve vatandaşlar birlikte çalışmalı.
Trafiği değil, trafik üreten şehri değiştirmeliyiz
Van'ın trafik sorununu yalnızca daha fazla yol yaparak çözmeye çalışırsak, birkaç yıl sonra
bugün yaşadığımız problemleri başka kavşaklarda yeniden yaşamamız kaçınılmazdır.
Çünkü mesele yalnızca kaç aracın yolda olduğu değildir.
Mesele, neden bu kadar çok insanın aynı anda aynı yere gitmek zorunda kaldığıdır.
Eğer bir vatandaş sağlık hizmeti için başka ilçeye, alışveriş için şehir merkezine, iş
için başka bir merkeze, sosyal yaşam için yine başka bir bölgeye gitmek zorundaysa;
biz ne kadar yol yaparsak yapalım trafik üretmeye devam ederiz.
Bu nedenle Van'ın geleceğinde hedefimiz;
daha fazla yol değil, daha az zorunlu yolculuk olmalıdır.
Daha fazla kavşak değil;
daha doğru kent organizasyonu.
Daha fazla araç kapasitesi değil;
daha güçlü toplu taşıma.
Daha büyük merkez değil;
Bir birini tamamlayan güçlü mahalle ve ilçe merkezleri.
Van'ın gerçek anlamda trafik sorununu çözmesi, arabaların daha hızlı hareket etmesinden
önce insanların ihtiyaçlarını daha kısa mesafede karşılayabildiği bir şehir haline
gelmesine bağlıdır.
Çünkü iyi şehir, insanları sürekli hareket etmek zorunda bırakan şehir değil; ihtiyaç
duydukları şeyleri onlara yakınlaştıran şehirdir.
Van'ın gelecekteki ulaşım politikası da bu anlayış üzerine kurulmalıdır:
"Trafiği yönetmek yetmez; trafik üreten şehir modelini değiştirmek gerekir."
Bu, Van için yalnızca bir ulaşım politikası değil; aynı zamanda 50 yıllık bir şehircilik
vizyonu olmalıdır.