Yeni çözüm sürecinde geçen yıl bugün bir grup PKK’li silah yakmıştı. Bu yıl ise yasal adımlar tartışılıyor.

11 Temmuz 2025’te Federe Kürdistan Bölgesinin Süleymaniye kentinde 15’i erkek, 15’i kadın toplam 30 kişilik bir grup PKK’li, KCK Eş Başkanı Bese Hozat liderliğinde silah yakma töreni gerçekleştirdi. Bu adım, PKK’nin 5-7 Mayıs tarihlerinde topladığı 12. Kongresi'nde aldığı "örgütün feshedilmesi ve silahlı mücadeleye son verilmesi" kararının ilk uygulaması oldu.

Bu tören daha çok sembolik bir anlam taşıyordu. Hukuki ve anayasal adımların atılması ile bütün silahların yakılacağının güvencesi veriliyordu. Bu niyet ortaya çıkarılmıştı.

Aradan tam bir yıl geçti. Fakat maalesef o günden bugüne henüz yasal hazırlıklar ve hukuki düzenlemeler yapılmadı. Evet toplum nezdinde özellikle Kürt kamuoyu içerisinde bir güvensizlik ve umutsuzluk hali ortaya çıkmış durumda. Bunu inkâr etmemek lazım. Kaldı ki sahada aktif faaliyet gösteren basın mensupları olarak bunları ilk ağızdan biz de duyuyor ve şahit oluyoruz.

Fakat tüm bunlara rağmen özellikle Kürt kamuoyunda ve Kürt Siyasi Hareketinde barışa yönelik umutlu bekleyiş hala sürüyor.

Şu an ortalıkta dolaşan “Silahlar boşuna mı yakıldı?” sorusuna gelecek olursak;

Tabii ki de silahlar boşuna yakılmadı. Ne silahlar boşuna yakıldı ne de bu süreç boşuna başlatıldı. Belki beklenen adımlar henüz atılmadı fakat en büyük kazancı telafisi olmayan can kayıplarının yaşanmaması oldu.

23 Ekim 2024 TUSAŞ saldırısından beri ne bir çatışma oldu ne de karşılıklı kayıplar. 2025 Haziran ayında bir mağarada arama-tarama faaliyeti sırasında yoğun metan gazına maruz kalan 12 asker hayatını kaybetmişti. Tam iki yıldır artık o eski çatışma hali mevcut değil. Bu bile süreç adına başlı başına büyük bir kazanımdır.

11 Temmuz’da silahların yakılması, silah fikrinin yakılması manasında, barış umuduna dair çok güçlü bir adımdı. Bu dünya tarihine kazınmış en önemli barış mesajıdır. Dolayısıyla bu iradenin hukuki güvenceyle, demokratik siyasetle ve toplumsal mutabakatla taçlandırılması hepimizin ortak beklentisi.

Bu ülke hepimizin ortak mirası. Bu topraklar hepimizin. Bir olmalıyız, beraber olmalıyız, bütün olmalıyız. Kardeşçe bir arada eşit yurttaşlık temelinde yaşamamızın en büyük fırsatı bu süreç ile ayağımıza gelmiştir.

Başka şansımız yok!

1984’ten beri çatışmalı bir savaş halinin içerisinde heba oldu bu ülke. Bu savaşın ve çözümsüzlüğün bedeli Türkiye’ye 3 Trilyon dolar oldu. 17 bin tane faili meçhul cinayet yaşandı. Hayatlarının baharında bu dünyadan göçüp giden binlerce can var.

Herkes güç birliği yaparak, elini taşın altına koyarak bu sürecin başarıya ulaşabilmesi için çabalamalıdır. Bu süreç başarıya ulaşırsa herkes huzura ve refaha kavuşur.

Lakin süreç başarısız sonuçlanır ve netice alınmazsa şayet, açık ve net bir şekilde söylüyorum bunun altından hiç kimse çıkamaz, herkes bedel ödemek zorunda kalacaktır.

Bu yüzden özverili bir şekilde sabırla bekleyerek fakat mücadeleyi de eksik bırakmayarak hareket edilmelidir.

Örgütün meşruluğu Kürt halkı nezdinde tescillenmiştir. Öcalan’ın önderliği de hakeza Kürt halkı nezdinde tescillenmiştir. Hal bu iken siz meşru olanı yasal sınırlar içerisine almak zorundasınız. Ona bir statü verip tanımak zorundasınız.

Bundan önce birçok değerlendirme ve yazılarımda tekrar zikretmiştim. Mahcubiyetle yapılan siyaset sandıktan muhakkak geri döner, kendinden emin siyaset ise sandığa istikamet çizer ve ülkenin liderliğini sahiplenir.

Basmakalıp fikirlerle hiçbir eşik, engel aşılamaz. Şovenist ve ilkel milliyetçilikle ise hiçbir hedefe ulaşılamaz.

Artık icraat vakti.

Artık kucaklaşma vakti.

Toplumsal barışın sağlandığı bir Türkiye’ye ihtiyacımız var.

Hep beraber Demokratik Türkiye’yi kurmak zorundayız.