Yeni Konjonktür ve Öcalan’ın Siyasi Konumu
“Bence şu gerçek gün gibi ortada ve aşikârdır. Öcalan artık yeni konjonktür ile birlikte Türkiye’deki siyasi liderlerden bir tanesidir. Öcalan’ın önderliği de keza Kürt halkı nezdinde tescillenmiştir. Hal bu iken siz meşru olanı yasal sınırlar içerisine almak zorundasınız. Ona bir statü verip tanımak zorundasınız. Devlet Bahçeli’nin bugün söylemek istediği budur. Bugün Abdullah Öcalan artık Türkiye’deki siyasi liderlerden bir tanesidir. Recep Tayyip Erdoğan gibi, Devlet Bahçeli gibi, Özgür Özel gibi…
Siyasetin Mahcubiyeti ve Toplumsal Kucaklaşma
Mahcubiyetle yapılan siyaset sandıktan muhakkak geri döner, kendinden emin siyaset ise sandığa istikamet çizer ve ülkenin liderliğini sahiplenir. Basmakalıp fikirlerle hiçbir eşik, engel aşılamaz. Şovenist ve ilkel milliyetçilikle ise hiçbir hedefe ulaşılamaz. Niyetler dile geldi, müşterek oldukları ikrar edildi artık. Samimiyetimiz sınandı, birliğimiz teyit edildi. Artık icraat vakti. Artık kucaklaşma vakti.
Mesele, İmamoğlu-Demirtaş-Kavala üçgeninden ve onların temsil ettiği elit kesimden ibaret değil. Mesele, Erdoğan’ın salt onlara veya onlardan birkaçına adalet bahşederek özgürlüğüne kavuşturması da değil. Çok daha başka! Mesele, milli bir mesele; mesele hukuk devleti. Varsın birileri kibirden, kompleksten kudursun.
Düne kadar “Kürt bize kıyıyor” hamasetiyle savaş tamtamları çalıyorlardı, bugün kalkmışlar “Kürt bize kıymadı, kıyamadı” şovenizmiyle barışın karşısında duruyorlar.
Statü Tartışmaları ve Cumhuriyet’in İkinci Yüzyılı
Süreç artık statü gerçeğini de ortaya çıkarmıştır. Abdullah Öcalan’ın statüsü konusunda bir belirsizlik yok, ürkeklik var sadece. Yoksa adamın statüsü belli; Öcalan, Erdoğan ve Bahçeli ile birlikte Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının kurucu isimlerinden biri olma yolunda. Bu vaziyet devlet tarafından alenen, millet tarafından ise zımnen kabul edildi. Öcalan da bunun hakkını verdi.
Madem gerçekleri söylemekle mükellefiz o halde ürkekliğin sebebi ne? Kişilere veya kurumlara göre lafı eğip bükmem. İktidarın zorbalığına da muhalefetin sekterliğine de prim vermem. Ben buyum, bu kadarım; ne eksik ne fazla.
Kimlik, Aidiyet ve Barış Vurgusu
Ve atalarımın siyaseti diyor ki bana: Kürt var, Kürtçe var; Öcalan 50 yıllık bu sorunu çözerek Anadolu çocuğu olmuştur, PKK’liler bu memleketin bağrından doğup gitmiş gençler, Barış Anaları da bizim, Şehit Anaları da bizim.
Devlet Bey’in “barış koordinatörlüğü” dediği şey, özünde bir devlet görevi. Ömer’den olma, Üveyş’ten doğma Abdullah; Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına şeklini vermek üzere masa başına geçmiştir.
Öcalan ve Kürtler, kurucu iktidarın bir parçası artık. Bu vaziyet, devlet ve millet adına büyük bir zafer. Çokluktan birliğe varmak ve Türkiye halklarından bir ulus yaratmak, demokratik ulusla mümkün. Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak, norm devlet ile mümkün.
Ahval bu iken; kin ve kibir dolu kötücül duyguları sağanak gibi yağdıranlar halkın hakkına giriyor, halkın çıkarlarına aykırı hareket ediyorlar. Ama olsun. Onlar da olsun, olacaklar. Kuklalıkları aşikâr. Örgütlü reaksiyon olarak hikâyenin bir parçası onlar. Kaybeden kötü adamlar onlar. Bir nevi Erol Taş olmak nasiplerine düştü. Misyonlarını eda ediyorlar. Etsinler.
Batı, Hukuk Devleti ve Pozitif Barış
Artık bundan sonra önemli olan şudur; Esas maharet Batıyı ardına almadan iktidar olabilmek. Avrupa Birliği kriterleri Türkiye’yi hukuk devleti yapamaz, kanun devleti yapar, hepsi bu. Hukuk devleti için toplumsal barışın sağlandığı bir Türkiye’ye ihtiyacımız var, Batı’ya değil.
Velhasıl kelam artık negatif barıştan pozitif barış aşamasına geçmek zorundayız. Hep beraber Demokratik Türkiye’yi kurmak zorundayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın ve MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin öncülük etmeleri ile birlikte süreci toplumsallaştırarak başarıya ulaştırmalıyız.”