Yeşil alanlar, kelimelere ihtiyaç duymadan insanları buluşturan paylaşmayı, nefes almayı ve aynı gökyüzünün altında ortak bir yaşamı hatırlatan en değerli mirastır.
İnsan, doğanın dışında yaşayan bir canlı değildir. Binlerce yıl boyunca ağaçların, suyun, toprağın ve açık gökyüzünün içinde yaşadı. Bedenimiz kadar zihnimiz de bu doğal çevreye göre şekillendi. Bu yüzden bugün birkaç dakika yeşile bakmanın bile stresi azalttığını, yürüyüş yapmanın kaygıyı hafiflettiğini, çocukların parkta daha özgür ve sağlıklı geliştiğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma var. Doğa bize sadece oksijen değil, ruhumuza da nefes verir.
Şehirler büyüdükçe beton arttı, yeşil azaldı. Bunun bedelini de yorgunluk, yalnızlık, öfke ve tükenmişlik olarak ödüyoruz. İnsan sadece dört duvar arasında yaşayacak şekilde tasarlanmadı.
Van’da son günlerde yaşananlar bu gerçeği daha da görünür kılmıştır. Van merkezde bulunan eski Ordu Evi’nin betona teslim edilmesi ve çevresindeki birkaç ağacın hunharca yok edilmesi kabul edilebilir değildir. Zaten kent merkezinde yeterince yeşil alan bulunmazken, elde kalan sınırlı alanların da beton yapılarla doldurulması, yalnızca şehir planlaması açısından değil, insanın yaşam kalitesi açısından da büyük bir kayıptır. Üstelik Van’ın yıllardır çözüm bekleyen otopark sorunu da ortadayken, bu alanların park, yürüyüş yolu, çocuk oyun alanı ya da herkesin nefes alabileceği sosyal yaşam alanları olarak değerlendirilmesi çok daha doğru bir yaklaşım olurdu.
Bir şehrin değeri, kaç katlı binaları olduğu ile değil; insanların nefes alabildiği, çocukların güvenle oynayabildiği, yaşlıların gölgede oturabildiği, gençlerin bir araya gelebildiği ortak yaşam alanlarıyla ölçülür.
Bugün vereceğimiz kararlar sadece bugünü değil, gelecek kuşakların yaşayacağı şehri de belirleyecek. Beton her zaman yapılabilir. Ama kaybedilen bir yeşil alanı geri kazanmak çok daha zordur.
Şehirlerin sadece binalara değil, insana da ihtiyacı var. İnsan ise doğayla birlikte iyi hisseder.