Geçtiğimiz hafta, ülkenin önde gelen zenginlerinden birinin yalnızca maddi gücüne yaslanarak Kürt kadınlarını son derece çirkin ve aşağılayıcı bir mizah anlayışının konusu hâline getirmesi, kabul edilemez bir tutum olarak toplumda derin bir rahatsızlık yaratmıştır. Bu söylem yalnızca Kürtleri değil, insan onuruna ve eşitliğe değer veren herkesi derinden incitmiş ve üzmüştür.

Bir insanın doğduğu şehirle, konuştuğu dille ya da ait olduğu halkla övünmesinin de yerinmesinin de çok anlamlı olmadığını düşünüyorum. Çünkü bunların hiçbiri kişinin seçimi değildir. Buna rağmen insanlar yüzyıllardır birbirlerini tam da seçmedikleri şeyler üzerinden yargılıyor, küçümsüyor ve aşağılıyor.
Irkçılık, sanıldığı gibi yalnızca nefret söylemlerinden ibaret değildir. Bazen bir fıkranın içine saklanır, bazen kahkahaların arasına karışır, bazen de "şaka yapıyordum" cümlesinin arkasına gizlenir. Ancak hedef alınan insanlar için bunun adı mizah değil, aşağılanmadır.
Psikolojide insanların kendilerini değerli hissetmek için ait oldukları grubu yüceltip başka grupları küçümseyebildiğini biliyoruz. Bu yüzden bazı insanlar, kendi değerlerini üretmek yerine başkalarının değerini düşürmeye çalışır. Bir halkı aşağılayarak üstün hissedebilmek, güçlü bir benlikten çok kırılgan bir benliğin işaretidir.
Kürtleri, Türkleri, Lazları, Çerkesleri ya da başka herhangi bir topluluğu birkaç klişeye indirgemek, milyonlarca insanın hayat hikâyesini yok saymaktır. Çünkü hiçbir halk bir fıkradan, bir önyargıdan ya da bir etiketten ibaret değildir.
Bir toplumu bir arada tutan şey ortak köken değil, ortak saygıdır. Saygının olmadığı yerde mizah da düşünce de özgürlük de değerini kaybetmeye başlar. Geriye yalnızca birbirini anlamak yerine birbirini küçümsemeye çalışan insanlar kalır.