Geçen gün aynanın karşısında, günün yorgunluğunu yüzümden silmeye çalışırken bir an durdum. Sadece durdum ve kendime baktım. Gözlerimi kırptım, derin bir nefes aldım, hafifçe gülümsedim. O an, çok uzun zamandır üzerine düşünmediğim o mucizevi gerçeğin soğuk dalgası çarptı yüzüme.
Konuşabiliyorum, görebiliyorum, duygularımı hiç çaba harcamadan mimiklerimle dünyaya anlatabiliyorum. Ne büyük, ne muazzam bir zenginlik.
Ve hemen ardından gelen o tanıdık, can acıtıcı soru: Peki, biz bunu hakkıyla takdir etmek için neden illa kaybetmenin kıyısına gelmeyi bekliyoruz?
Gündelik hayatın o bitmek bilmeyen koşturmacasında, zihnimiz sürekli geleceğin kaygılarıyla ya da geçmişin hesaplaşmalarıyla meşgul. Birçoğumuz gün içinde o kadar çok şeye hayıflanıyor, o kadar çok yapay krize canımızı sıkıyoruz ki… Trafikte kaçan dakikalar, bir e-postanın gecikmesi, birinin söylediği ayaküstü bir söz ya da tamamen zihnimizde büyüttüğümüz o “ya şöyle olursa” senaryoları… Ruhumuzu ve bedenimizi, sanki hiç tükenmeyecek bir kredi kartıymış gibi amansız bir stres havuzunun içine gözümüzü kırpmadan bırakıyoruz.
Oysa klinikte de hayatta da sıklıkla şahit olduğumuz değişmez bir insan gerçekliği var: Ne zaman ki bir sağlık sorunu kapıyı çalıyor, işte o an zihnimizdeki tüm o “büyük dertler” bir anda iskambil kağıdından şatolar gibi yıkılıp gidiyor. Bir hastane koridorunun sessizliğinde ya da bedenimiz bize küçük bir ihtar verdiğinde, daha dün sabahlara kadar bizi uyutmayan o kaygılara dönüp bakıyor ve “Ben kendime neden bunu yapmışım?” diyoruz. Sağlık, o anlamsızlaşan ne varsa hepsinin maskesini düşürüyor.
Buradaki asıl psikolojik paradoks da tam olarak bu. Aydınlanmak, hayatın özünü kavramak ve gereksiz yüklerden özgürleşmek için neden hep bir kriz anına, bir sarsıntıya ihtiyaç duyuyoruz? Bedenimizi ve ruhumuzu korumak için neden son raddede, canımız yandığında frene basıyoruz?
Bu uyanışı yaşamak için hayatın bizi hırpalamasını beklemek zorunda değiliz. Henüz her şey yolundayken, şu an bu satırları okuyabiliyorken, nefes alabiliyorken zihnimizi yoran o yıpratıcı duygulardan ve yapay streslerden uzaklaşmayı seçebiliriz.
Bugün aynaya baktığınızda kendinize bir iyilik yapın. Sadece görebildiğiniz, gülümseyebildiğiniz ve o mimikleri özgürce kullanabildiğiniz için kendinize, bedeninize teşekkür edin. Unutmayın; her şey yolundayken kendimizi korumak, bu hayata ve kendi varlığımıza borçlu olduğumuz en samimi, en insani sorumluluktur.