Yıllardır ruh sağlığı alanında binlerce insanın duygu dünyasına hem sahada hem de klinik ortamda eşlik etmiş biri olarak şunu diyebilirim, insanın en derin ihtiyacı, olduğu haliyle görülebilmektir.
Kimlik dediğimiz şey de tam olarak burada anlam kazanır. Yalnızca bir etnik köken, bir dil ya da bir kültür değil “Ben buradayım ve bu halimle kabul ediliyorum” duygusunun psikolojik karşılığıdır.
Kürtlerin uzun yıllardır verdiği var olma mücadelesine bu gözle baktığımda, meselenin sadece siyasal değil, derin bir ruhsal boyutu olduğunu düşünüyorum.
Psikolojik açıdan bakıldığında, bir kimliğin sürekli inkâr edilmesi ya da görmezden gelinmesi bireyde ve toplumda ciddi yaralar bırakır.
Bana göre burada asıl yıpratıcı olan, yaşanan acının kendisinden çok, bu acının duyulmadığı hissidir. Psikoloji literatüründe buna kolektif travma denir yani travma bireysel olmaktan çıkar, kuşaklar boyunca taşınan bir duyguya dönüşür.
Aidiyet duygusu, insan ruhunun temel dayanaklarından biridir. Ben, aidiyetin zedelendiği yerde öfkenin, güvensizliğin ve yabancılaşmanın kaçınılmaz olarak ortaya çıktığını düşünüyorum. Kürt kimliğinde sıkça karşılaşılan “arada kalmışlık” hissi ne tam ait olabilme ne de tamamen kopabilme hâli psikolojik olarak oldukça ağır bir yük taşır. Bu yük, zamanla bir kimlik yorgunluğuna dönüşür.
Bir başka önemli nokta ise kimliğin zamanla bir savunma alanına evrilmesidir. Bence tanınmayan her kimlik, kendini korumak zorunda kalır. Bu bazen sert bir dile, bazen derin bir suskunluğa yol açar. Dışarıdan bakıldığında bir tercih gibi görünen bu tutumlar, aslında psikolojik açıdan hayatta kalma refleksleridir.
Sürekli tehdit altında hisseden bir benliğin esnek kalması kolay değildir.
Şunu özellikle vurgulamak isterim: Tanınma meselesi yalnızca hukuki ya da siyasal bir konu değildir. Aynı zamanda duygusal bir temas alanıdır.
Bir kimliği tanımak, onunla aynı fikirde olmak anlamına gelmez “Seni görüyorum ve varlığını inkâr etmiyorum” diyebilmektir. Bana göre toplumsal iyileşme de tam olarak bu noktada başlar.
Kürtlerin kimlik ve aidiyet ekseninde verdiği mücadeleyi yalnızca bir kimlik talebi olarak değil, bu topraklarda birlikte yaşamanın ruh sağlığı meselesi olarak görmek gerektiğine inanıyorum.
Çünkü inkâr edilen her kimlik, yalnızca inkar edileni değil, inkâr edeni de sessizce yaralar.