Çocuklara sevgi, saygı ve güzel ahlaki değerleri yalnızca sözle değil; yaşayarak ve örnek olarak kazandırmazsak ne aileye ne de topluma gerçek anlamda fayda sağlayabiliriz. Zaten uzun süredir alarm veren aile yapısındaki bu bozulmanın, ne yazık ki bu tür acı olaylar olarak karşımıza çıkması kaçınılmazdı. Televizyonlarda şiddeti ve mafya düzenini normalleştiren, hatta özendirir gibi sunan içeriklerin toplum üzerindeki etkisi ortada. Maalesef bu konuda istediklerini başarmış görünüyorlar. Çocukların eline tablet verip “Yeter ki sussun, odasına geçsin, kendi başına takılsın” demeye devam edebiliriz... Ama bunun bedelini yine biz öderiz. Sosyal medyada, grup kanallarında dönenleri burada açıkça yazmak bile zor.
Her anne ve baba, çocuğunun sadece koruyucusu değil, aynı zamanda rehberi olmalıdır. Yaşantınızla örnek olursanız, çocuk en çok size bakarak şekillenir.
Evlatlarınızı sosyal medya grup kanallarına kurban etmeyin. Özellikle Telegram, WhatsApp ve Discord gibi platformlarda neyle karşılaştıklarını mutlaka takip edin.
Böyle durumlarda genelde eğitimsizliğe, ihmale ya da benzer şeylere yöneliyoruz ama bu seferki tabloda polis bir baba, öğretmen bir anne var mesela. Artık basit bahanelerin ardından bakmayı bırakmak lazım. Topu oraya buraya atmayı bırakmak lazım. Çünkü şiddet, tek bir nedene indirgenebilecek kadar basit bir davranış değildir. Çoğu zaman fark edilmeyen duygusal zorlanmaların, düzenlenemeyen öfkenin ve yetersiz baş etme becerilerinin bir sonucudur. Asıl mesele, çocukların ne yaşadığını ne kadar erken fark edebildiğimiz, zorlandıkları yerde ne kadar alan açabildiğimiz ve destek sunabildiğimizdir. Ama bir diğer önemli boyut da şu:
Bu tür olaylar yalnızca bireysel değil, sistemsel soruları da beraberinde getirir. Güvenlik açıklarını, okul ve çevre denetimini, riskli durumların nasıl gözden kaçtığını da konuşmak zorundayız. Nasıl gözden kaçtığına inanamadığımız onca şey gibi. Görünmeyeni –görünmek istemeyeni– konuşmadan, sadece görünen üzerinden açıklama yapmaya devam edersek hiçbir şeyi gerçekten değiştiremeyiz. Mafya dizilerinin reyting rekorları kırdığı, silahlı sahnelerin 7'den 70'e ilgiyle izlendiği, ahlaksız programların günden güne arttığı bir ülkede şiddet olaylarının artması normaldir. Bu çocuklar, oynadıkları oyunlar ve bizlerin bile adını duymadığı sosyal mecralarda örgütlenerek, kendi çarpık kafa yapılarına uygun arkadaş çevreleri kuruyor, bir araya geliyor ve adeta kartelleşiyorlar. Hiç kimseden korkuları yok, tamamen sanal bir dünyanın içinde yaşıyorlar. Şu an kaç aile evladının telefonunda neler çevirdiğini gerçekten biliyor? Herkes eski zamanlardan örnek veriyor ama o eski zaman da sosyal medya bu kadar yaygın ve kontrolsüz değildi. Bugün her yerde bangır bangır haber yapılmasına rağmen hala telefonla aranıp dolandırılan binlerce aile varken, bu yeni nesil bambaşka bir boyutta kaybediliyor. Aileler çocuklarına sahip çıkmalı, ahlak ve terbiye öğretmelidir.
Otorite kavramına inanmayan bir yeni jenerasyon var; 'Benim oğluma kimse karışamaz' diyen ebeveynler var. 'Annem babam benim arkadaşım' bana karışamaz diyen jenerasyon var, Okulda öğretmen bana asla bir şey diyemez diyen bir gençlik var. Öğretmenden anasından babasından korkmayanlar güvenlik güçlerinden hiç korkmuyor. Velhasıl kelam söyleyecek çok mesele var. Mevzu derin mevzu büyük...
“Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil, imar ettiğiniz şehri tahrip eder.”
Etik Yozlaşma ve Ahlâkî Çürüme
Harun Demhat TEMEL
Yorumlar