13 yıl boyunca yorucu ve yıpratıcı bir iç savaşın teorik olarak bittiği fakat fiiliyatta hâlâ yer yer devam ettiği bir ülkeden bahsediyoruz. 600 binden fazla insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan şehrinden, yurdundan göçtü. Bunca yıl boyunca birbirini düşman olarak görmüş, birbirine “terörist”, “cihatçı çete”, “işbirlikçi” gibi sıfatlar yakıştırmış yapılar arasında güvensizlik olması kaçınılmazdır. Savaş ağır travmalar bırakır. Neredeyse her günü şiddetle geçmiş 13 yılın ardından, “Rejim değişti, iç savaş bitti, artık her şey savaş öncesi ruh haline dönebilir” demek, gerçeklikten kopuk bir yaklaşımdır. Bu nedenle Suriyeli Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve seküler Arapların yeni Şam yönetimine güvensizlik duymaları; merkezi yönetimin tüm yetkileri elinde toplama arayışı kadar doğaldır.

Dolayısıyla yıllarca sürmüş bu savaş sırasında kendini koruyabilmiş ve bunu büyük bedeller ödeyerek başarabilmiş bir yapıya veya bir halkın kesimlerine tekçi bir yapı önermek, koşulsuz bir şekilde silah bırakmayı teklif etmek "Silahlarını bırak ve bize entegre ol" demek baştan aşağı akıl tutulmasıdır. Baskı ve silahla netice almak yanlıştır. Başarılı hiçbir örneği de yoktur. Kürtlerin geleceğini düşünmek bazı durum ve koşullarda SDG’den önce Kürtlerin de devleti olan Türkiye’ye düşer. Nereye entegre olmaktan bahsediyoruz tam olarak? Hangi orduya? Hangi yönetime? Hangi kurum ve kuruluşlara? Halep'te tekbirler getirerek hunharca zulüm uygulayanlara mı entegre olacaklar? Dünyadaki tüm başı bozukların toplandığı Suriye'deki "Yerli ve Milli" orduya mı katılacaklar? Ez cümle mevzu uzun! Kürt’ün vurulmasına kayıtsız kalan Türk milletinden olamaz.

Kürt’ün acısını kendinden bilmeyen Türk olamaz. Zahirde Gazze mitingleri düzenletip, batında Gazze’de soykırım yapanların emellerine hizmet eden ise Türk de mümin de olamaz. Rojava’nın Kürtler için sembolik anlamı çok büyük. Bunu idraktan yoksun bir dış politika olamaz. Hele hele Kürtlerin de devleti olan Türkiye için bu durum kabul edilemez. 10 yıl önce TSK tankları IŞİD'e karşı savaşta Kürtlere öncülük etseydi bugün bambaşka şeyler konuşuyor olurduk. Bunun yerine “Kobani düştü düşüyor” gafletine kapıldı iktidar. Vaziyet ortada. Aynı hataya bir daha düşmenin anlamı yok. Sahada Gazze diyenlerin masada Tel Aviv’e hizmet etmesi ibretlik. SDG, heterojen bir yapıya sahiptir. Yani kozmopolit bir çatıdır. Suriye Demokratik Güçleri adında genel çerçevede tüm unsurları ve bileşenleri içinde barındıran bir yapıdır.

Kürtlerden çok Arapları içinde barındırır. Burada kolay olan şey SDG'yi İsrail'in maşası ilan edip yapılacak olası saldırıları meşru göstermektir. Ancak HTŞ ile İsrail arasında yapılan anlaşmayı görmezden gelip sadece SDG'yi suçlamak yanlıştır. Sabır ve sükunet ile bekliyor, Abdullah Öcalan ve Devlet Bahçeli tarafından başlatılan Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarıyla sonuçlanmasını umut ediyoruz. Kucaklaşmaktan ve bir arada yaşamaktan başka şansımız yok! Sürecin sabote edilmesine hiçbir koşulda izin vermemeliyiz. Türkiye yüzyılı Kürtlerle yükselecek! Son düzlükteyiz. Sakin kalmak, sabır göstermek ve sebat etmek gerekiyor. Önemli koltuklarda oturanların sorumluluk gereği hareket etmeleri gerekiyor. Siyasetin hakkını vermek gerekiyor. Yapılması gereken, her şeye ve herkese rağmen barış umudumuzu ve onurlu yaşam irademizi koruyabilmektir. Yaşasın Barış ve Kardeşlik!

0Ddf426D 5Dbb 4Ae6 A7C3 3499B312A335