Gelişmelere baktığımız zaman Türkiye’nin tarihi bir eşikten geçtiğini görebiliyoruz. 22 Ekim 2024 tarihinde MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısı ile başlayan sürecin nihai hedefi aslında “Yeni Türkiye Yüzyılında” artık geçmişteki uğraşları bırakmak ve yeni bir paradigma geliştirmektir. Çünkü Türkiye 2023 itibariyle 100. Yılını tamamladı. Yani yapılmak istenen yeni yüz yılda yeni bir paradigma geliştirmektir. 12 Mayıs 2025 tarihinde kendini feshederek silahlı mücadeleye son verdiğini açıklayan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) bu yeni paradigmanın en önemli tarafından biridir.

Tüm siyasi tabularını yıkarak geçmişe bir perde çeken ve her seferinde tarihi açıklamalar yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli Ortadoğu'daki siyasi gelişmeleri doğru analiz ederek dönemin konjonktürüne göre hareket etmektedir. Ezcümle şöyle söylemek gerekiyor; bir önceki çözüm sürecinde muhatap sadece iktidardı fakat şu an Devletin kendisi bu süreci yürütüyor. Bir önceki çözüm sürecinde sorunun ana kaynağı olarak belirtilen ve İmralı Kapalı Cezaevinde bulunan Abdullah Öcalan ile nitelikli ve sağlıklı iletişim kurulmamıştı. Yani muhatap olarak doğrudan Abdullah Öcalan görülmemişti. Avrupa’daki yapılanma ve Kandil genel olarak muhatap alınıyordu. Aslında o sürecin yürümemesinin baş nedenlerinden bir tanesi de tam olarak buydu. İşte o zamanlar sürece karşı olan Devlet Bahçeli bu sefer bizzat kendisi inisiyatif alarak başlatmış oldu.

Devlet Bahçeli kimin muhatap alınacağını en başta çok iyi anladı ve bundan dolayı 22 Ekim’deki o tarihi çağrısında “Ne kandil ne Edirne, adres İmralı’dır” demişti. Bundan ötürü sürecin en ciddi muhatabı olarak Abdullah Öcalan kabul edildi. Devlet Bahçeli gibi geçmişten bu yana radikal bir ideolojiye sahip siyasi bir figürün Abdullah Öcalan’a “Kurucu Önder” demesi aslında siyasetin konjonktürel farklılığını iyi okuduğunu bizlere gösteriyor. Çünkü sorunu çözebilecek olan onun çıkmasına vesile olan ana kaynaktır. Dolayısıyla PKK’yi feshedecek ve silahları bıraktıracak olan birisi varsa bu da doğal olarak PKK’yi kuran Abdullah Öcalan’dır. Sürecin şimdiye kadar başarıyla ilerlemesinin nedeni de budur. İktidara talip olan ve kendisini alternatif olarak gören Cumhuriyet Halk Partisi, İmralı’ya giden komisyon heyetine üye vermeyerek tarihi bir hataya düşmüştür. Yarım asırlık bir meseleye siyaset üstü bakmak yerine kasaba siyaseti olarak bakmak ve ele almak tam manasıyla ilkesizliktir. CHP, her genel seçimde kısır bir döngü şeklinde hitap ettiği %25’lik seçmen tabanını tatmin etmeyi bırakmalıdır. Ulusalcılıktan demokratlığa geçiş yapmayı bir şekilde başarmalıdır.

Böylesi tarihi bir süreçte alınan her karar, atılan her adım Türkiye’nin yeni yüzyılında barışa verilen bir katkı olacaktır. Meclis komisyonundaki belirli partilerin cesur olmayan tavırları ve korkak şekilde hareket etmeleri sürece herhangi bir zeval vermez fakat komisyonun ismindeki “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” ibarelerine zarar vermektedir. Bu süreçte kimin samimi olup olmadığı ortaya çıkmaktadır. Abdullah Öcalan’ın bu süreçteki realitesi tanınması gerekir. çünkü Devlet Bahçeli bu realiteyi tanıyarak aslında Türkiye siyasetini bir şekilde buna mecbur bırakmıştır. Dolayısıyla bu süreci PKK üzerinden yorumlamanın bir manası yok! Çünkü artık ortada PKK diye bir örgüt yok. PKK bile kendini artık “Hareket Yönetimi” olarak adlandırıyor. Çünkü fesih kararlarına bağlı kalıyorlar. O yüzden süreç Abdullah Öcalan üzerinden okunmalıdır. Bunu yapamayanlar ise tarihi bir hataya düşmekle kalmaz, gelecek siyasi istikballerini zora sokmuş olurlar. Bundan dolayı “Ufukta çözüm var iken istikbalde ise fırsatı kaçıranlar var.”