Yok artık, neden böyle bir şey yapalım ki? Durup dururken niye gidip bir demire sarılalım? Üstelik kızgınsa… Ama işte Carl Gustav Jung amca şöyle demiş:
“Kendini sevmek, kızgın bir demiri kucaklamaya benzer.”
Demek ki o da bizim gibi kolay kolay sevmemiş kendini.

Aslında düşündükçe haksız sayılmaz. Kendimizi sevmek, sabah alarmını erteleyip yine de hâlâ umut taşıyabilmektir. Göz altı torbalarımız çanta setine dönmüş, saçlarımız isyan etmiş ama hâlâ “Bugün kendimizi biraz şımartalım” diyebiliyoruz. Şımartmak dediğimiz de çoğu zaman ekstra 5 dakika kahve molası. Belki yanında bir bisküvi. O da varsa.

Bazen kendimize sarılmak istiyoruz, ama kolumuzun biri geçmişte, diğeri gelecekte kalmış. Şu anki “biz” ise arada sıkışmış halde, “Bu sarılma bana mıydı?” diye soruyor. Zihnimizde eski fakat yarım kalmış şarkılardan oluşan ahenksiz, tuhaf bir potpori çalıyor sanki — ne tam susturabiliyoruz, ne de eşlik edebiliyoruz. O yüzden bazen kendimizi sevmek yerine kendimize sinirleniyoruz: "Niye böyleyiz ya?!"

Ama sonra fark ediyoruz ki, böyle olmak da bir meziyet. Herkes ‘mükemmelmiş gibi’ davranırken, biz ‘gerçek’ olmanın kıymetini biliyoruz. Ve gerçek olmak, bazen çorapsız ayakkabı giymek gibi: farkında olmadan canımızı yakıyor ama yine de bir tarzımız var.

Kimi günler de kendimizi bir WhatsApp grubuna benzetiyoruz: Sessize almak istiyoruz ama çıkamıyoruz. Bildirimler susmuyor. İç sesimiz sürekli yazıyor: “Bugün de yetersiz hissettin mi?”
Ve biz sadece emojiyle cevap veriyoruz: ?
Ama...
Çünkü,
Felsefe şunu söyler: Kendini bil.
Psikoloji ekler: Kendini kabul et.
Ve hayat dürüstçe tamamlar: Kendine gülmeyi öğren, yoksa delirirsin.

O yüzden sevgili dostum, kendimizi sevmek kolay değildir.
Ama kızgın demiri biraz beklersen, zamanla o da ılınır.
Biz de o arada belki eldiven takmayı öğreniriz.

Ve belki sonunda fark ederiz:
Demir hep sıcaktı, ama biz hep soğuk kalmaya çalıştık.
Kendimizi sevmeyi, bir zamanlar korktuğumuz o tavandaki gölgenin aslında bize ait olduğunu fark ettiğimizde öğrendik.
Kucaklamaya cesaret ettiğimizde hem kendimizi hem demiri yumuşatmış olduk.

Şimdi!
Sessizce, usulca...
Bu hafta kimseye değil, sadece kendimize bir çay koyalım.
Çünkü bazen en çok kendimizle içilen çaya ihtiyaç duyarız.

?Bir cümlelik durak:
İçtiğin çay mı,
yoksa alışkanlıkların mı?