Van’da ulaşım meselesi, sadece şehirler arasıyla sınırlı değil. Şehrin içinde de ciddi bir problem var. Sabahın erken saatlerinde üniversiteye gitmek isteyen öğrenciler, dakikalarca, bazen yarım saatten fazla süre boyunca toplu taşıma aracının gelmesini bekliyor. Gelen araçların ise çoğu tıklım tıklım dolu. Böyle olunca gençlerin yolculuğu, daha günün ilk ışıklarında bir eziyete dönüşüyor. Aynı sıkışık araçlarda, üniversite hastanesine ulaşmaya çalışan hastalar ve hasta yakınları da bu çileden nasibini alıyor.

Hele yolculuğun başlangıç noktasını Edremit’teki TOKİ yerleşkeleri olarak kabul edersek… Bazen bu yolculuk iki saati bile aşıyor. Düşünün ki üniversiteye ders için giden öğrenci ya da hastane randevusuna yetişmeye çalışan bir hasta, yolun büyük bölümünü beklemek ve sıkışıklıkla boğuşmakla geçiriyor. Yanımda yolculuk eden bir üniversite öğrencisi ise gülerek soruyor: “Edremit’ten üniversiteye deniz otobüsüyle gitsek, kötü mü olur?”

Aslında hiç de yabana atılacak bir fikir değil. Çünkü Van’ın tarihinde göl üzerinden ulaşım, şehrin can damarlarından biriydi. Yani Van’da “ulaşımın alternatifsizliği” meselesi sandığımız kadar eski değil. Henüz motorlu taşıtların olmadığı, petrolün bilinmediği, karayolunun dahi hayal edilmediği bir dönemde bile Van’da ciddi ulaşım alternatifleri vardı. Üstelik bundan tam 2 bin 700 yıl önce…

Urartuların başkenti olan Van (Tuşba), coğrafi ve stratejik konumu nedeniyle medeniyetin kalbi olmuştu. Urartular, Van Gölü’nü bir ulaşım ağına dönüştürmüştü. Van Kalesi’nden civardaki diğer kalelere ulaşım göl üzerinden sağlanıyor, tarım ürünleri göl taşımacılığıyla merkeze taşınıyordu.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu’nun yıllar önce Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte altını çizdiği gibi, Van Gölü’ne dökülen 13 nehrin deltalarında yetiştirilen tahıllar, Tuşba’ya göl taşımacılığıyla ulaştırılıyordu. Hem asker sevkiyatı hem de ürünlerin toplanıp dağıtılması bu yol üzerinden gerçekleşiyordu.

Bu gelenek yalnızca Urartularla da sınırlı kalmadı. Göl taşımacılığı 1970’li yıllara kadar sürdü. Evliya Çelebi bile ünlü seyahatnamesinde Van Gölü’nde 110 yelkenli geminin bulunduğunu, bu gemilerle Ahlat ve Adilcevaz’dan sebze ve meyvelerin Van’a taşındığını yazıyor.

Yani Van, aslında tarihin büyük kısmında “ulaşımda gölün nimetlerinden faydalanan” bir şehir oldu. Fakat günümüzde, gölün kenarında yaşayan bir şehir, göle sırtını dönmüş halde. Ulaşımda dağların ve karayollarının kıskacına sıkışmış durumda.

Bugün üniversiteye gitmeye çalışan öğrenci, hastaneye yetişmeye uğraşan hasta, bir aracı dakikalarca beklerken belki de farkında değil ama 2 bin 700 yıl önce bu şehirde ulaşım çok daha pratikti. Belki de mesele, öğrenci arkadaşımın sorduğu soruda gizlidir: “Edremit’ten üniversiteye deniz otobüsüyle gitsek, kötü mü olur?”