KAR
Çünkü kar, herkesin üzerine eşit düşmüyor.
Batıda kartpostal, doğuda kader; kimine romantik bir an, kimine hastaneye yetişemeyen bir hayat.
“Kar, bir şehrin üzerine değil, insanın kaderine yağar bazen.”
— Sezai Karakoç
Havaların soğuması ve kar yağışının başlamasıyla birlikte yurttan haberlerde tanık olduğumuz manzaralar, ne yazık ki her yıl aynı dramlar ve ölümlerle devam ediyor.
Erzurum’un geceleri eksi 30 dereceyi gördüğü, Van çevresi ve kırsal bölgelerinde çok sayıda yerleşim yerinin ulaşıma kapandığı; Çatak ilçesinde çığ düşmesi sonucu 22 evin boşaltıldığı, çığ altında yaralı olarak kurtarılan bir kadının hastanede hayatını kaybettiği; Artvin’in Ardanuç ilçesinde meydana gelen çığ felaketinde ise iki çobanın cansız bedenine ulaşıldığı haberleri…
Sadece son bir iki haftalık gelişmeler bunlar.
Oysa geçmiş yıllara dair acı örnekler de hâlâ hafızamızda.
Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Çeli Mezrası’nda 2014 yılında yaşanan olay mesela…
Üç yaşındaki Muharrem Taş, yüksek ateş ve solunum sıkıntısı nedeniyle rahatsızlanıyor. Karlı yollar kapalı. Ambulans yok. Hastane yok. Çaresiz kalan aile, çocuğu hastaneye ulaştıramıyor ve Muharrem hayatını kaybediyor.
Bu trajediyi hatırlıyor musunuz?
Baba, oğlunun cenazesini bir çuvala koyup yaklaşık 16 kilometre yürüyerek Yalınca Köyü’ne taşıyor.
Bir baba, karın ortasında, sırtında çocuğunun ölümüyle yürüyor.
“Bazı felaketler sadece yoksullar için vardır.”
— John Berger
Türkiye tarihinin en ölümcül çığ felaketlerinden biri ise 1992’de Şırnak’ın Görmeç bölgesinde yaşandı. Oluşan çığlar sonucu 71’i asker, 26’sı sivil olmak üzere toplam 97 kişi hayatını kaybetti. Ve bunun gibi sayısız, içimizi yakan örnek var.
Önümüzdeki günlerde bu felaketlerin yaşanmayacağına dair kimse garanti veremiyor.
Aksine, bu tür acı haberlerle daha çok karşılaşmamız olası.
Çünkü doğal koşullar yalnızca manzara değildir; bazen yaşamla, bazen de ölümle sonuçlanan ciddi gerçekliklerdir.
Ve çünkü kar, herkesin üzerine aynı düşmez.
“Kar yağıyor
ve sen sanıyorsun ki
kar romantiktir.”
— Cemal Süreya
Kimileri için kar, romantik bir ana dönüşür.
Kimileri içinse bir dramdır.
Bir yerde kar, şömine başında çekilmiş bir fotoğrafın fonudur;
başka bir yerde ambulansın ulaşamadığı bir köy yolunda donup kalan zamandır.
Bir evin penceresinden huzur diye izlenen beyazlık,
başka bir evde sabaha sağ çıkıp çıkamayacağının hesabıdır.
Şehirde kar yağınca romantizm başlar;
dağ başında ise korku.
Çünkü orada kar, sessizce yağan bir doğa olayı değil, hayatın önüne çekilmiş kalın bir duvardır.
“Kış, yoksul için uzun bir yoldur.”
— Tolstoy
Batıda kar yağınca tatil olur, doğuda hayat durur.
Batıda kar sevinçtir, doğuda sınavdır.
Batıda çocuklar kar topu oynar, doğuda çocuklar karla kaplı yolları açar.
Batıda kar manzaradır,
doğuda ise kader.
Ve şimdi sormak gerekiyor:
Aynı ülkenin sınırları içinde, aynı kar yağarken; bir taraf bunu kartpostal yapıp paylaşırken, diğer tarafın cenazesini sırtında taşıması kader mi gerçekten, yoksa görmezden gelmeyi seçtiğimiz bir eşitsizlik mi?