İnsan, başkalarıyla var olur.
Kendimizi ancak bir başka yüzün yansımasında görürüz.
Ve ne tuhaf; o yüzleri, artık ne kadar kolay siliyoruz hayatımızdan.
Üstelik çoğu zaman, tam olarak ne için olduğunu bile bilmeden.
Bir selam eksik kaldı diye.
Bir mesaj geç geldi diye.
Ya da içimize sinmeyen bir sessizlik yaşandı diye.
Hop, kapılar kapanıyor.
Kimi zaman açıklama bile yapılmadan.
Sadece gidiliyor.
Yani… siliniyor.
Ama aslında birini silmek, her zaman karşımızdakiyle ilgili değildir.
Bazen bu, kendimizle başa çıkamamanın başka bir biçimidir.
Hayal kırıklığına uğramamak için hiç yaklaşmamak…
Yanlış anlaşılmamak için kendini hiç açmamak…
Kırılmamak için kimseye yer vermemek…
Modern hayat bizi çokça yordu, bu doğru.
Ama belki de en çok, duygularla baş etmeyi unutturdu bize.
Artık her şey net olsun istiyoruz.
Her şey hızlıca çözülsün.
İlişkilerimizde bile tahammülsüz bir acele var:
“Bana iyi gelmiyorsan, git.”
Ama “iyi gelmek” ne zaman bu kadar yüzeysel oldu?
Bir insanı hayatına almak demek, onun gölgesini de kabullenmek değil midir?

İnsanın hikayesini bilenlerin olması büyük bir şans! Çünkü insan, yaşarken kendine şahitler arar; yaşamı meşru sayılsın diye.
Bir bakışın, bir hatıranın, “evet ben oradaydım” diyen bir sesin…
Bunlar, varlığımızın sessiz kanıtları gibi.
Ve bu yüzden bazen, birini silmek sadece bir veda değil;
Bir hayatın tanığını yok saymak gibi de gelebilir.
Dolayısıyla İnsan, kalanı unutmamalı… çünkü kalan, hayatın şahitliğine talip olandır!

Sevgilerimle...

☕Bu hafta çayını su bardağında iç.
Rahatını boz biraz.
İlişkiler de çay gibi; konfor değil, emek ister.
?Bir cümlelik durak:
Negatif biri miydi , yoksa yüzleşemedigin duyguların kılığına girmiş biri mi?