Bazı aylar vardır, insan onları sadece takvimden okumaz; içinden hisseder. Mart da onlardan biridir. Havanın bir gün güneşli, ertesi gün sert ve soğuk olduğu; toprağın yavaş yavaş uyanırken insanın da içinde bir kıpırtı duyduğu tuhaf bir aydır Mart.
Eskiler bu ayı biraz saygıyla, biraz da çekinerek karşılarmış. Çünkü Mart, hem kışın sonudur hem de yeni bir başlangıcın eşiği. Belki de bu yüzden Anadolu’nun birçok yerinde Mart günlerine küçük ama anlamı büyük ritüeller eşlik ederdi.
Anlatılanlara göre Mart’ın belli günlerinde insan saçından küçük bir tutam keser, onu rüzgâra bırakırmış. Rüzgâr saç tellerini alıp uzaklara götürürken kişi de içinden şöyle geçirirmiş: “Dertlerim ve hastalıklarım da bununla gitsin.” Belki kimse yüksek sesle söylemezdi ama herkes aynı şeyi umut ederdi. Rüzgâr sadece saç tellerini değil, insanın içindeki ağırlığı da götürsün isterdi. Bizim yörede bu küçük ama anlamlı geleneğe "Zipe" denir. Ve ilginçtir ki, onca yıl geçmesine rağmen annem her Mart geldiğinde bunu hiç unutmaz; sanki çocukluğumuzun bir parçasını korur gibi bize hatırlatır. Biz de belki çocukluk alışkanlığıyla, belki içten içe o eski dileğe tutunarak saçımızdan küçük bir tutam keser, rüzgâra bırakırız. Rüzgâr yine eser, saç telleri yine savrulur… ve insan ister istemez aynı duayı sessizce tekrar eder: Belki dertler de bununla gider.
Mart ayı eskiler için sadece bir mevsim değişimi değil, küçük arınmaların zamanıydı. Kimi insanlar akan suyun başına gidip dileklerini suya bırakır, kimi kırmızı beyaz iplikleri bileklerine bağlayıp ay sonunda bir ağacın dalına iliştirirdi. Bazı yörelerde meyve vermeyen ağaçların yanında küçük bir oyun oynanır; biri baltayı kaldırıp “Keserim seni” der, diğeri hemen araya girip “Kesme, bu yıl meyve verecek” diye karşılık verirdi. Baharın ilk günlerinde ateş yakıp üzerinden atlayanlar da olurdu. Belki hepsi farklı görünürdü ama hepsinin içinde aynı niyet saklıydı: Eski yılın ağırlığını geride bırakmak ve yeni günlere daha hafif başlamak.
Bazen düşünüyorum da, belki bu küçük ritüelin asıl gücü inanışında değil, hatıralarında saklıdır. Annemin sesi, çocukluğumuzun o telaşsız günleri, balkondan esen Mart rüzgârı… Hepsi bir anda aynı anın içine sığar. Bir tutam saç rüzgâra karışırken insanın aklından sadece dertleri değil, geçmiş günleri de geçer.
Şimdi şehirler büyüdü, hayat hızlandı. Çoğumuz takvimde Mart’ın geldiğini bile bazen fark etmiyoruz. Ama anneler unutmaz. Çünkü onların hafızasında mevsimler sadece tarihlerle değil, geleneklerle yaşar.
Belki de bu yüzden her yıl Mart rüzgârı estiğinde annem yine aynı şeyi söyler: “Unutmayın, Zipe’yi yapın.”
Ve biz o anda şunu anlarız:
Bazı gelenekler dertlerden kurtulmak için değil, insanın nereden geldiğini unutmaması için yaşatılırdı.
☕Bu hafta çayınızı içerken pencereyi hafif aralayın, Mart rüzgârının içeri girmesine izin verin. Bir yudum çay, bir nefes rüzgâr… İsterseniz saçınızdan küçük bir tutam kesip rüzgâra bırakın, dertleriniz de uçar gider.
? Bir cümlelik durak:
Zipe'nin neleri alıp götürmesini isterdiniz?