Modern dünyada bu koku meselesi biraz karışık, kabul edelim.
Kimimizin hâlâ burnu havada,
Kimimiz burnunun dibini bile göremiyor.
Bazımız burnunun direğini sızlatıyor,
Bazımız burnundan kıl aldırmıyor.

Ama burnumuzla bu kadar uğraşırken,
asıl mesele neyin kokusunu taşıdığımızı unutuyoruz.

Parfümü kastetmiyoruz.
Şampuan, duş jeli, kolonya değil...
Bahsettiğimiz koku, hâlimizin kokusu.
İçimizin dışa sızan tarafı.
Hissiyatımızın kokusu.
Bilinç seviyemizin, ruh hâlimizin, niyetimizin bıraktığı iz.

Kokumuz, Hâlimizdir

Bazımız sabah kahvesi gibi kokuyor: acı ama ayıltıcı.
Bazımız ilk yağmur gibi: toprağı değil, kalbi çatlatan.
Bazılarımız da içi sirke dolu fıçı gibi;
herkesin üzerine ekşi ekşi sızıyoruz farkında olmadan.

Tasavvufta denir ya: “Her hâl sahibini ifşa eder.”
Hâlimiz saklanmaz.
Ne kadar cilalasak da sızar dışarı.
Ve biz o kokuyla gireriz mekânlara.
O kokuyla kalırız zihinlerde.

Merak da Kokar, Kibir de

Bir çocuğun kokusu masumiyet taşır.
Bir âşığınki yanık tütündür belki;
hem sıcak, hem isli.
Bir bilgeninki…
Sessizlik gibi kokar.
Varlığı az ama etkisi derin.

Ama her zaman güzel kokmayız.
Kimi zaman içimizde bir kibir, bir kıskançlık, bir öfke taşıyoruz…
Ve bunlar sadece ruhumuzu değil, ortamın havasını da bozuyor.

Son okuduğum bir kitapta şöyle diyordu:

"Merak sadece cennetten dünyaya düşüşe değil,her günkü sayısız düşüşe yol açmıştır."

Düşüyoruz evet, her gün.
Merakla, hırsla, aceleyle…
Ve her düşüşümüz yeni bir koku bırakıyor ardımızda.
Kimimiz ağırlaşıyoruz bu kokularla,
Kimimiz hafifliyoruz arındıkça.

Kokularımız Bulaşıcıdır

Bazı insanlar var ya,
Daha odaya girmeden üzerimize gelir sanki.
Ne giydiği önemli değildir, hâliyle, varlığıyla kokar.
Kimileriyle yıllarca otururuz ama içimize sinmez.
Kimileri de vardır;
bir selam verir, içimiz ferahlar.

Kokular bulaşıcıdır.
Yanında huzurlu biri varsa, sen de gevşersin.
Ama bir öfke taşıyıcısıysa, onunla yürümek bile zor gelir.
Ve ne yazık ki bazı kokulara alışırız.
Koku kötü bile olsa, tanıdık gelmeye başlar.
İşte en tehlikelisi budur.

Peki Biz Neyle Kokuyoruz?

Parfümler bizi başlatır.
Ama hâlimiz bizi anlatır.
Kendimize şunu sormalıyız bazen:

Yanıma yaklaşan biri nasıl bir hisle ayrılıyor?

Benimle konuşan biri içini mi çekiyor, içini mi daraltıyor?

Hangi hâli taşıyorum üzerimde: şifa mı, şikâyet mi?

Kimi insan kitap gibi kokar;
sayfaları çevrildikçe anlam çoğalır.
Kimi de boş dosya gibi: sadece ses çıkarır.

Kapanış yerine küçük bir not:

Kokular geçer sanıyoruz.
Oysa bazıları yıllarca kalır.
Bir bakışın, bir cümlenin, bir sessizliğin kokusu
yerleşir duvarlara, kalplere, hafızalara.

Biz ister saklayalım, ister bastıralım…
İçimizden ne varsa, onu kokarız.

Ve bir gün, biz gittikten sonra bile,
birileri “burada biri vardı” diyecekse,
o kokuyla diyecek.

Sevgilerimle...

Bu hafta çayınızı koklayarak için çünkü…
Bazen bir bardaktan yükselen koku, içimizde taşıdığımız hâli ele verir; neyle doluysak, onu duyarız en çok.

Bir cümlelik durak:
Benim kokum, benden sonra bile kalacak kadar derin mi, yoksa gittiğim gibi silinip gidiyor mu?