Elin memleketinde filozof çıkar, düşünür çıkar, bilim insanı çıkar.
Bizim memlekette ise çoğu zaman devletin tercümanları çıkıyor.

Devlet bir şey düşünür, onlar çıkar güzel Türkçe ile anlatır.

İşte o tercümanlardan biri de İlber Ortaylı’ydı.

Dün öldü.

Hafızası çok kuvvetliydi. Bir tarih sorarsın; üç padişah, beş sefer, yedi antlaşma ile cevap verirdi.

Doğrudur.
Kimi hafıza vardır halkın derdini hatırlar.
Kimi hafıza vardır devletin eski defterlerini.

Ortaylı, son yüz yılın Türkçülük hikâyesinde önemli bir yer tuttu.

Ama Ortaylı’nın evvelleri vardı tabi. Ortaylı da bu mirasın son temsilcilerinden biriydi.

Bu hikâyenin eski taşlarından biri Moiz Kohen’di. Atatürk’ün danışmanlığını yaptı. Türkçülüğün teorisini yazdı.

Ziya Gökalp Kürt’tü ama Türkçülüğün esaslarını yazdı.

Bazen tavuğun yumurtası ördeğin altından çıkabiliyor!

Kırım Tatarı olan İlber Ortaylı da son elli yıldır Türkçülüğün en ateşli savunucularından biri oldu.

Ortaylı’nın sözlerinde hep biraz İttihat ve Terakki kokusu olurdu.

Sanki Talat ile Enver’in not defterini okur gibi konuşurdu.


İttihatçılar memleketi kurtarmak için nüfus hesapları yapardı.

Bizim memlekette memleket kurtarmak denince akla nedense hep aynı sorular gelir:

Kim nerede yaşayacak?
Kim nereye gönderilecek?
Kim çoğalacak?
Kim azalacak?
Ortaylı da bu hesaplara merak sardı.

“Doğu’nun demografisi değişmeli” dedi.
“Kürt yerleşim yerlerine Moğol Türkleri yerleştirilebilir” dedi.

“Kürdistan” sözünü duyduğunda ise kırmızı görmüş boğaya döndü.

“Kürdistan modeli kabul edilemez.
Su kaynaklarını onlara bırakamayız.
Fırat Dicle bizim su kaynağımızdır.
O suyu onlara mı içireceğiz? Ben ne içeceğim?” dedi.

Bir tarihçi konuşuyordu ama insanın aklına tarih gelmiyordu. Daha çok kahvede hararetle vatan kurtaran endişeli Kemalist amcalar geliyordu.

Ortaylı bir tarihçi gibi değil, Zafer Partisi kürsüsünden konuşur gibiydi.

Bir ara “Mart ayının ırkçısı” seçildiğinde de pek üzülmemişti:

“Ne o, Kürtler b…k mu demişim. Evde diyorum, o ayrı ama kim duymuş?”


Türk aydını dediğimiz şey de biraz böyle tuhaf bir şeydir.

Devletle kavga eden aydın çoğu zaman yalnız ölür.

Ama devletle aynı dili konuşan aydın hep saygıyla anılır.

Devletle iyi geçinen aydın her zaman başköşeye oturur.

Bir memlekette din âlimi Nihat Hatipoğlu olursa, tarihçisi de İlber Ortaylı olur.

Kılavuzu karga olanın burnu nereye giderse millet de oraya gider.

Bizim memleketin kaderi biraz da budur.

Öküzün altında buzağı aramak değil; öküz nereye giderse arkasından yürümek.

İlber Ortaylı da milleti, buzağın altına sürenlerin en yetenekli tercümanıydı.

Yazıda belirtilen görüşler tamamen yazarın kendi düşünceleridir. Kurumumuzun yayın politikası değildir.