Ey ahali, sayın valim, sayın garnizon komutanım!
Günün anlam ve önemini belirten o mukaddes konuşmayı yapmak üzere, yüksek müsaadenizle kendimi kürsüye davet ediyorum...
Ve tabii ki koca İspanya’yı bir çimento torbası gibi yere seren sevgili Yeşil Burunlular ile Almanya’dan 7 gol yemesine rağmen 1 gol atarak endamını, şerefini ezdirmeyen o mağrur Curacaolular… Hepinizi muhabbetle selamlıyorum.
Memleketin ahvalini, o yoksul ama irfanı hür Anadolu’nun ulaştığı en yüksek zirveden izliyorum bir süredir. Geldiğimiz son nokta, o meşhur dağ tabelasındaki ürkütücü ama bir o kadar da hakiki uyarıdan ibarettir: “Taş düşebülü, ayu çıkabülü!” Günlük hayatımızın felsefi derinliği artık tam olarak bu kadardır; gerisi zaten lüzumsuz bir yoruma girer.
Nitekim bu felsefi sığlık, yeşil sahalarda da hükmünü icra ediyor. Hilal bıyıklı Merih Demiral'ın kaptanlığındaki millî takım, Avustralya'ya mağlup oldu. Anlaşılan o ki Merih kaptan, coğrafya derslerinde ya hep arka sırada uyuyordu ya da Avustralya’yı Avusturya ile karıştırdı. “Başkenti Viyana'dır; atalarım alamadı ama biz alırık! Allah, Allah, Allah!” diyerek çıktığı o maçın sonunda, tabelayı görünce şaşkınlık içinde “Allah Allaaaah!..” diye mırıldanıyordu.
Savulun bre gafiller...
Bıyıklar da kılıç gibi maşallah! Lakin o kılıçlar dönüp dolaşıp kendi kalemizi fethetmekten gayrı bir işe yaramıyor. Bıyıklar dik, gurur kavi, lakin akıl firari! Rakip kaleyi Estergon Kalesi sandı heyhat! Birileri lütfen bu yiğide kanguruların Viyana kapılarında beklemediğini, Avusturya ve Avustralya'nın farklı ülkeler olduğunu çıtlatsın!
Sahadaki bu şuursuz savunma hattı, aslında hayatımızın da tam bir özeti. Bu cinnet vatanın üstünde dönen her şeyi tepeye çıkmış izliyorum; vertigo, yoğun stres, anksiyete ve panik olmayan kontrataklar, geçiş oyunları derken, sabaha karşı saat 04.00’te kendimi Brezilya’nın maçını izlerken buluyorum.
Sahada bunlar oluyor da ya çevremizde yaşananlar?..
Ekim 2025’ten Haziran 2026’ya kadar heyecanla, umutla beklediğimiz o yaz mevsimi, daha ilk melteminde hazana döndü. Tam 24 yıl boyunca "Türk aile yapısını bozdular" diye feryat figan bağırıp, o yapıyı yapısal reform adı altında temelinden dinamitleyenler; bir haftada iki babanın kendi öz evladını katletmesi karşısında timsah gözyaşları döküyor.
Bre melunlar!
Kendi ellerinizle kurduğunuz o çarpık, o paraya tapan, o sevgisiz nizamın nihayetinde kendi evlatlarınızı öğüten bir değirmene dönüştüğünü görmüyor musunuz?
Gocunmayın güzel beyler, hanımlar. Alınıp incinmeyin, silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı. Lakin şu gerçeği de cebinize koyun: "Türk aile yapısı" ağzınızda sadece bir sakız, icraatınızda ise ne yazık ki bir mezarlıktır...
Sadece geçtiğimiz hafta memleketin muhtelif yerlerinde meydana gelen aile katliamlarında 10'dan fazla insanımızı toprağa verdik. Babalar evlatlarını vurdu.
Aşağıda durum böyleyken yukarıda da durum çok farksız değil!
"Türkü Türkü Anadolu"dan, "Türkü Türkü Mutlak Butlan"a geldik... Mutlak Butlan Kemal Kılıçdaroğlu’na arka çıkan Rahmi Saltuk, Aşık Yorguni, Aşık Müseip Temuroğlu, Dilber Doğan ve daha nice gür ses… Türkiye'yi "Türküye" yapacaklar, bu topraklara ozanların bilgeliğini getirecekler diye yıllarca safça bekledik; fakat hepsi boş çıktı. Yazık ettiler bu ülkeye!
Yıllarca Emin Çölaşan ile Fehmi Koru'nun köşelerden birbirlerine laf yetiştirmelerini, o eski çok sesli düzeni okuyan bir nesildik. Şimdiyse Abdülkadir Selvi, Ahmet Hakan ve Nihat Hatipoğlu gibi sığ diplerin masallarıyla uyutulmuş bir toplumun; nihayetinde cinnet getirip evladını vuran babalara, babalarını vuran evlatlara dönüşmesini ibretle izliyoruz.
İşte bu deliliğin içinde; iş, güç, namazlar, dualar ve mecburi şükürler arasında sıkışıp kaldık. Koridorda biri sordu: "Abi nasılsın?" Verecek tek cevabım vardı, onu verdim: “Yoğurtlu makarnadan hallice, hazır mantı kıvamındayız işte...” Ne tam bir ziyafetiz ne de tamamen açız. Sadece hayatta kalmanın ustasıyız, o kadar.
Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine...
Taş da düşebülü, ayı da çıkabülü... Ve inanın bana, o ayı o ormandan pat diye çıktığında bu toplumdan kimse kaçmayacak. Aksine, bu çoğunluk hizaya geçip, “Bu ayının da elbet bir bildiği vardır; hem zaten kendisi bizim geleneksel aile yapımıza da son derece uygundur,” diyerek yepyeni bir hizaya gel mekanizması geliştirecektir.
Kim bu cinnet vatanın uğruna olmaz ki feda... Ve öyle de oluyor. Ülkenin her yerinde cinnet geçiren katiller; aileleri, kardeşleri, evlatları katliamdan geçiriyor.
Saygılarımla...