Sizin de böyle kasvetli günlerde çıkıp gitmek, izinizin kaybolup bir anlığına sırra kadem basmak istediğiniz anlar oldu mu hiç?

Kalabalığın gürültüsünden, etrafınızdaki kaba saba insanların öfkelerinden, sevgiyi küçümseyen, iyi niyeti alaya alan o hoyrat ellerden…

Herkesin içinde, bir köşede saklı duran ve ertelenip duran o özleme açılan bir yolculuk vardır; kimi zaman bir tren düdüğünde, kimi zaman bir rüzgârın uğultusunda kendini hatırlatan, çağıran bir yolculuk…

Bazen gitmek gerekir.

Belki şafağın ürkek ışığında, belki gecenin en koyu anında.
Belki masmavi bir denizin kıyısında — tuzlu hava ciğerlerinize dolarken — belki bir dağ başında, gözlerden uzak ağaçların arasında, kuşların dünyanın yeniden doğuşunu müjdeleyen cıvıltıları arasında.

Ya da sizi tanımayan, düşlerinize kavuşmanın verdiği özgüvenle çocuklar gibi koşup eğlendiğiniz yabancı bir şehrin sokaklarında.

Bırakın, balkonunuzda boynu bükük kalsın çiçekleriniz.

Bırakın, ayracı kalsın tamamlayamadığınız sayfanın arasında.

Bırakın, virgülü bıraktığınız yerde kalsın yazınız.

Bırakın, yemi eksik kalsın bugün de kafesteki kuşunuz.

Bırakın, çalmasın bugün de en sevdiğiniz parça.

Bırakın, soğusun masanızdaki kahve fincanınız.

Ve bırakın, gölgeniz bile sizden uzaklaşsın bir anlığına.

Kafanızı kaldırın, gökyüzüne bakın. Sahi, en son ne zaman gökyüzüne baktınız?

Hangi kuşları süzdü gözleriniz, hangi bulutlara daldı umudunuz, zifiri karanlıkta kaç yıldız kaydı hafızanıza?
Belki de yaşamak için, bir anlığına bile olsa gitmek gerekiyor buralardan. Biletimiz gözümüzde artık firari bir yolcuya dönüşür. Gidişlerimiz de geri dönmeyişlerimiz de faili meçhuldür.

Nazım boşuna dememişti: En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır. En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız.


Peki kendi hayatınız üzerinde gerçekten ne kadar söz sahibisiniz?

Hayallerle kendinize yalancı umut aşılamayı bırakın. Damarlarınızdaki kan gibi kızıl ve gerçektir prangalarımız. Sahi, bedeninizde kimin hayatını yaşıyorsunuz? Can çekişirken kime can veriyorsunuz bir çırpıda?

İçinizdeki kanat çırpınışlarınızı durdurmayın.
Bırakın rengârenk açılsın koynunuzda büyüttüğünüz çiçekler.
Hiç susmasın içinizdeki çocuksu ninniler. Sönmesin yüreğinizin kıyısında usulca yanan o küçük ateş.
Eksilmesin gözlerinizde gizli bir ırmak gibi akan hayaller.

Ve unutmayın…
Gidişler bazen kaçış değildir; kalbinize açılan gizli bir kapıdır.
Uzaklara gitmek, aslında kendinize dönmenin en derin yoludur.

Bu ses sizin.
Bu aldığınız, belki de alacağınız son nefes.
Onu içinize çekin. Çünkü yaşamak bazen, en çok da gitmeyi bilmekten ibarettir.