‘’Sömürülenler, efendilerini değil; efendilerini var eden düzeni değiştirmedikçe zincirlerinden kurtulamaz.’’ George Orwell
Kıymetli okurlarım, gün geçmiyor ki bu ülkede kötü bir güne uyanmayalım.
Dağ gibi sorunlar varken, her sabah yeni bir acıyla, yeni bir ihmalle gözlerimizi açıyoruz. Kalemimizin dokunmadığı, dertleşmediğimiz, yorum yapmadığımız gün neredeyse kalmadı.
Peki neden bu sorunları aşamıyoruz?
Neden güzel, umutlu, sevinçli günlere gülümseyerek uyanamıyoruz?
Şu soruyu bir düşünün:
Düşlerini kurduğumuz mutlu yaşamın şifrelerini neden yalnızca rüyalarımızda görmekle yetiniyoruz?
Şu soruyu da cevaplandırın lütfen:
Hep umut etmek, beklemek, sabretmek bir ömrü karşılamaya yeter mi?
Şu sorunun da cevabını veriniz;
‘’Hep umut etmek, beklemek, sabretmek bir ömrü karşılaya yeter mi?’’
Maalesef ülkemizdeki bitmek bitmeyen sorunlar bizleri kaosun, karamsarlığın, umutsuzluğun içerisine bataklık gibi çekiyor. Mutluymuşuz gibi yaşamanın, kendimizi kandırmanın bir anlamı var mı?
Depremde insanların öldüğünü izlediğimizde, aldığımız araba mutlu ediyor mu bizi? Sel felaketinde yaşamını yitirenler gözlerimizin önünden kayıplara karışırken, dışarıda yediğimiz yemenin lezzetini alabilir muyuz? Çıkan yangınlarda insanlar diri diri yanarken, cebimize giren maaşın mutluluğu nedir? Sayfalara sığdıramayacağımız kadar çok acı, çok ihmal, çok vicdansızlık…
Üç gün önce Dilovası’nda parfüm deposunda ihmal sonucu çıkan yangında 3’ü çocuk olmak üzere 6 kadın emekçimiz yaşamını yitirdi.
2021’de CİMER’e şikâyet edilen işyeri, kaçak yapı olduğu ve hakkında yıkım kararı bulunduğu halde faaliyetlerini sürdürmüş. Şikayetler sonuçsuz kalmış, İş güvenliği yok,yangın merdiveni yok, başka çıkış kapısı yok.
Sigortasız çalıştırılan, asgari ücretin altında rakamla 17-18 bin TL civarında ödenen maaşlar, çalıştırılan güvencesiz çocuk işçiler.
Sadece iş kazası değil bu; ihmalin ve cinayetin nasıl geldiğini ve oluştuğunu da gösteriyor bize.
Derin trajediler ülkesindeyiz.
Yetkililerin açıklamalarına bakıyorum; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, iki başmüfettiş ile bir müfettiş görevlendirmişmiş, SGK ile Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü personeli hakkında soruşturma başlatılmış, SGK Kocaeli İl Müdürü, SGK Kocaeli İl Müdür Yardımcısı, Gebze Sosyal Güvenlik Merkez Müdürü, Çalışma ve İş Kurumu Kocaeli İl Müdürü, İŞKUR Dilovası Hizmet Merkezi Müdürü, İŞKUR CİMER’den Sorumlu Şube Müdürü ve bir personel açığa alınmış, sürecin her aşaması dikkatle takip edilip, gerekli tüm adımlar atılacakmış.
İş işten geçtikten sonra atılan adımların bir hükmü var mı? Marifet insanlar ölmeden bu soruşturmayı yürütmekti. Ama maalesef bizde yasalar ölümden sonra çalışmaya başlıyor. Sen öldükten sonra cezai işlem uygulanıyor ve kanunlar devreye giriyor. Yaşarken pek dikkate alan ve kıymet veren yok.
Size tarihten birkaç örnek vereceğim.
1912 yılında Titanic Faciası yaşandı. Gemide yeterli sayıda cankurtaran sandalının olmaması, güvenlik uyarılarının dikkate alınmaması sonucu 1500’e yakın insan öldü. Facianın ardından uluslararası deniz güvenliği yasaları kökten değişti.
“Bir yasa için bin beş yüz can gerekmişti.”
1976 yılında İtalya’da Seveso Kimyasal Felaketi yaşandı. Bir fabrikanın patlaması sonucu zehirli gaz yayıldı. Olaydan sonra Avrupa’da çevre güvenliği yasaları sıkılaştırıldı.
1986’da Çernobil’de gizlenen gerçekler binlerce insanı öldürdü, yıllarca süren çevre felaketine yol açtı.
Kazadan sonra nükleer santrallerde uluslararası denetim sistemleri kuruldu.
2019’da Paris’teki Notre-Dame Yangınıyla birlikte kültürel mirasın korunması konusundaki zafiyet tartışıldı.
Sonrasında Avrupa genelinde tarihi yapı koruma sistemleri güncellendi.
Gelelim bize, ‘’dünyaya kafa tutan’’ ülkemize;
1999 yılındaki Marmara Depremi… Denetimsiz yapılaşma, rüşvetle alınan ruhsatlar yüzünden binlerce insan hayatını kaybetti.
Deprem sonrası yapı denetim yasası çıkarıldı ama aynı hatalar, aynı binalar, aynı kader tekrar edip duruyor.
2014 yılındaki Soma Maden Faciası… Denetimsizlik, kar hırsı ve ihmal yüzünden 301 madenci hayatını kaybetti.
Olaydan sonra birçok yasa değişti ama madenlerdeki sömürü, güvencesizlik ve risk halen devam ediyor.
Gördüğünüz gibi aynı senaryo farklı adreslerde yaşanmaya devam ediyor.
Ve ne yazık ki yüzyıllardır değişmeyen bir düzenin içinde dönüp duruyoruz: Zengin daha zengin, yoksul ise emeğinin ağırlığını sırtında taşımaya devam ediyor canı pahasına.
Bu düzenin en acı yanı ise şu: Biz artık sömürüyü olağan sanıyoruz.
Bir maden kazasında onlarca kişi öldüğünde “kader” diyoruz; bir fabrikada işçi yanarak öldüğünde “ihmal” deyip geçiyoruz.
Yaşanan felaketlerden sonra müfettiş gönderip rapor hazırlamak, yalnızca kâğıdı kurtarır. Oysa kurtarılması gereken insanlardır.
Dilovası’nda yanan sadece fabrika değildir; insanın insana reva gördüğü düzenin çürümüş vicdanıdır.
Ve bilinmelidir ki kader değil, sistemdir bu.