Kırmızı, onların çizgisi değil; bizim kanımızın, bizim direncimizin rengi.
— Bir barış mitinginden pankart yazısı

Bir meydan düşünün… Kalabalığın üstüne dev ekranlardan bir ses yankılanıyor:
“Tek millet, tek dil, tek bayrak, tek devlet, tek vatan!”

Ardından bir diğeri mikrofonu devralıyor:
“Bizim kırmızı çizgimiz Türklüktür!”

Alkışlar, sloganlar, tek sesli bir coşku…
Ve o kalabalığın ortasında sessizce duran bir çocuk: Annesiyle Kürtçe konuştuğu için azarlanmış, okulda adını telaffuz etmeye çekinen bir çocuk…

Kırmızı çizgilerin arasına sıkıştırılmış, “tekçilik” ideolojisinin gölgesinde sesini duyuramayan milyonlar…
Bu ülkede “kırmızı çizgi” dendi mi, akla hep yasak, tehdit, etrafı sınırlarla örülmüş duvarlar gelir.
Birileri o çizgiyi kendi iktidarının sınırına çeker; “buraya kadar özgürsün” der.
Ama bir halkın kültürü, dili, inancı çizgiyle sınırlanabilir mi?
Bir dilin melodisi, bir annenin yas tutma hakkı, bir çocuğun adalet isteği, kimin kalemiyle silinebilir?

Erdoğan’ın kürsüden yankılanan “tek millet” sözüyle, Bahçeli’nin “bizim kırmızı çizgimiz Türklüktür” ifadesi aynı zihniyetin yankısıdır.
Bu zihniyet, farklı olanı tehdit, çokluğu bölünme sayar.
Oysa insanlık, çok sesin, çok rengin, çok inancın armonisidir.
Bir dilin susması, bir kültürün ölmesidir.
Ve ne yazık ki bu topraklarda çok dil susturuldu, çok kültür toprağa gömüldü.

Bizim kırmızı çizgimiz adalettir.
Bir sabah evinden alınıp bir daha dönmeyenlerin adıdır adalet.
Gözaltında kaybolan oğlunun fotoğrafını her cumartesi Galatasaray Meydanı’na taşıyan annenin gözyaşıdır adalet.
O gözyaşını görmezden gelen iktidarın değil, o gözyaşını sildiği mendille direnen kadının onurudur adalet.

Bizim kırmızı çizgimiz özgürlüktür.
Özgürlük sadece konuşma hakkı değil, düşüncenin cezalandırılmadığı bir ülkede yaşayabilmektir.
Muhalif parti liderlerinin, gazetecilerin, öğrencilerin ve insan hakları savunucularının tutuklanmadığı bir ülke düşüdür özgürlük.
Fikrin suç olmadığı, siyasetin korkuyla değil cesaretle yapıldığı bir ülke…
Kimsenin düşüncesinden dolayı demir parmaklıkların ardına atılmadığı bir ülke özlemidir özgürlük.

Dillerin özgürce konuşulduğu, kimsenin “tek” diye susmaya zorlanmadığı; bir sanatçının şarkısında sansüre uğramadığı, bir yazarın düşüncesi yüzünden yargılanmadığı bir ülke…
Bir çocuğun anadilinde hayal kurabildiği, bir annenin dua ederken suçlanmadığı bir ülke…
İşte bizim kırmızı çizgimiz bu hayaldir.

Bizim kırmızı çizgimiz vicdandır.
Roboski’de bombalanan çocukların ayakkabılarında kalan çamurdur vicdan.
Ceylan Önkol’un elindeki toprağın içine karışan kan, 12 yaşında 13 kurşunla öldürülen Uğur Kaymaz’ın bedenindeki izlerdir.
Ve Agos’un önünde, bedeni yere düşse de sesi hâlâ bu topraklarda yankılanan Hrant Dink’in kalbidir vicdan.

Bizim kırmızı çizgimiz inançtır.
Çünkü inanç, bir kimlik değil, bir varoluş biçimidir.
Alevi vatandaşların Cem evlerini ibadethane yeri olarak yasal statüde tanımayan, red ve inkâr eden anlayışa karşı teslim olmayan bir direniştir kırmızı çizgimiz.
Bu ülkede kilise çanı da ezan kadar haktır, sinagog duası da semah kadar değerlidir.
Hristiyan bir yurttaşın haç takması, Ermeni bir çocuğun okulda kendi inancını anlatabilmesi, bir Ezidi’nin güneşe dönüp dua etmesi kimseyi eksiltmez.
Çünkü inanç, başkasına zarar vermediği sürece, insana en yakışan özgürlüktür.

Bizim kırmızı çizgimiz halkın yaşam hakkıdır.
Gezi Direnişi’nde, haklarını ve özgürlüklerini savunurken hayatını kaybedenlerin adıdır bu çizgi.
Polis şiddeti altında düşen gençlerin, meydanlarda nefesini yitirenlerin sessiz çığlığıdır kırmızı çizgimiz.
Onlar sadece bedenlerini kaybetmedi; hak aramanın, barışçıl direnişin, demokratik taleplerin yasaklanamayacağını da gösterdiler.
Bizim kırmızı çizgimiz, bir protestonun suç sayılmadığı, halkın sokakta güvenle ve özgürce sözünü söyleyebildiği bir ülke özlemidir.

Gerçek kırmızı çizgi, bir halkın ibadetine, inancına, kimliğine dokunmamaktır.
Bizim kırmızı çizgimiz, işte bu susturulmaya karşı çıkar.
Herkesin kendi yoluna, kendi duasına, kendi sessizliğine saygı duyulmasını ister.
Çünkü adalet, özgürlük, vicdan, inanç ve halkın yaşam hakkı birbirine dokunduğunda bir ülke gerçekten nefes alır.

Onları unutan bir ülke, kendi vicdanını gömmüştür.
Ama biz unutmuyoruz. Çünkü unutmamak da bir direniştir.

Kırmızı, onların dilinde bir yasak; bizim dilimizde bir direniş rengidir.
Onların kırmızısı korkunun çizgisidir; bizimki umudun damarında dolaşır.
Onlar tek ses ister; biz çok sesli bir koroyu savunuruz.
Çünkü biliriz ki bir ülke, “tek”lerle değil, “birlikte”lerle büyür.

Bizim kırmızı çizgimiz, adaletin, özgürlüğün, vicdanın ve insan onurunun altını çizen çizgidir.
Ve biz o çizginin dışına çıkmayacağız.
Ne yasaklarla ne korkularla ne de susturulan dillerle…