Selda Bağcan’ı bilirsiniz…

Lise yıllarımda, gazeteciliği benimsediğim o ilk yıllarda dinlerken ilham aldığım şarkısı “Yaz Gazeteci” hâlâ aklımda. Eskiden dinlediğimde umut verirdi, ilham olurdu; şimdi dinlediğimde öfke kaplıyor içimi. Neden mi? Çünkü artık yazamıyorum. Yazmak istemiyorum.

Peki hangi hikâyeyi yazayım? Van’ın su şebekesi olmayan köylerine eşekle su taşınmasını mı? yoksa o suya yetkililer tarafından kesilen faturayı mı? Evet, yanlış duymadınız; eşeğe fatura kesiliyor büyük olasılıkla. Başka bir açıklaması yok!

“Yaz gazeteci, gel bizim köyün hallerini yaz” diyordun abla. Ama hangi köye gideyim ki? Binlerce köy var… “Ojeli parmakları yazma” diyordun ama maalesef artık ojeli parmaklar moda oldu; onları yazanlar çok.

Ya da yazayım mı Bahçesaray-Hizan-Karayolu’nda altı gün boyunca kar nedeniyle çoluk çocuğun mahsur kalmasını? Mahsur kalanların içinde annesinin vefatını öğrenen çocuklar var ama gidemiyor çünkü yol kapalı. Van sokaklarında yan baktın kavgasından bıçaklanan gençlerimizi mi yazayım?

Elimde kalem var ama elim varmıyor yazmaya. Uyuşturucu kullanım yaşı Van’da 10’a düştü genç değil, henüz çocuk bile değiller. Yazayım mı? Yazsam, okuyan var mı, dinleyen var mı? Yok.

Ve gurbette çalışmaya gidip tabutla dönen gençlerimiz… Soran yok, neden gurbette olduklarını soran yok. İnşaatın soğuk sert yüzü vuruyor yüzlerine, memleketin soğuğu gibi ama memleketin soğuğu aynı ise ne işimiz var orada?

Daha birkaç gün önce Van’ın Çatak ilçesinde çığ yerleşim yerine düştü; bir kişi hayatını kaybetti. Rusya’da kar 4 metreyi geçmiş ama ölen ya da yolda kalan olmamış. Peki neden Van’da oluyor? 2020’de Bahçesaray’da çığ felaketinde 42 kişi öldü, 1 kişi ancak karlar eridikten sonra bulundu. Korkunç değil mi? Ama bize göre “normal” artık; normalleştirdiler.

Ya da bunu mu yazayım? Van’da gazeteci olup gazeteciliğin temel ilkelerini, vicdanını ve ahlakını hiçe sayanları mı? İnsan hayatının, acının ve emeğin değeri yok sayılırken, mesleğin onuru neredeyse unutuluyor. Bu hikâyeyi yazmalı mıyım? Yoksa sustukça içimde biriken öfkeyi mi anlatmalıyım.

Bütün bunlar, 21. yüzyılda Van’da yaşanıyor. “Coğrafya kaderdir” diyorlar ya… O söz çoğu zaman vicdan azabından kaçmak için söyleniyor. Geçin bunları… Ama bir yandan da yazmak zorundayım. Belki kimse okumayacak, belki kimse dinlemeyecek…

Ama yazmazsam, bu topraklarda yaşananlar, kar altında kalanlar gerçekten ölmüş olacak, gurbette tabutla dönenlerin adı bir daha anılmayacak. Yazmazsam, ben de susanlardan biri olacağım.
Sen söyle Selda abla, hangi hikâyeyi yazayım? Hangisi gerçek ve hangi acı, yazılmayı hak ediyor?