Bir şehir düşünün…
Yazarların kitaplarına ilham olmuş, şairlerin mısralarına sığmayan, evliyaların yollarını süslemiş bir şehir. Her sokağında tarihin izleriyle karşılaştığınız, gölüyle maviliğe, kaleleriyle geçmişe açılan bir şehir… Muradiye Şelalesi’nin serinliğiyle nefes alır, Akdamar Adası’nda taşlara kazınmış dualarla yaşar. Medeniyetlerin beşiği, kültürlerin kavşağı olan bu şehir, yılın dört mevsimi binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlar. Doğunun incisi, Van.

Ama şimdi bir de başka bir Van düşünün.
Gerginliklerin, kavgaların eksik olmadığı, insanların birbirine omuz vermekten çok sırt döndüğü bir şehir. Kaldırımların, hatta yolların dahi işgal edildiği, taburelerin yayalardan çok yer kapladığı, kamuya ait olanın kişisel çıkar uğruna gasp edildiği bir şehir. Tarihi yapılar, kaderine terk edilmiş; yıkılmaya, çürümeye mahkûm edilmiş. Modern dünyanın 21. yüzyılında hâlâ sokaklardaki çöplerin tartışıldığı, hâlâ aşiretçiliğin en güçlü sosyolojik yapı olarak gündemde olduğu, bireyin değil bağlı olduğu yapının konuştuğu bir şehir. Evet, bu şehir de Van.

Bir yanda medeniyetin kök saldığı topraklar, diğer yanda feodal kalıntıların gölgesinde büyüyen toplumsal ataletiyle Van.
Nasıl olur diyeceksiniz?
Bal gibi olur. Çünkü bu şehirde sorun sadece yönetimle, belediyeyle, devletle sınırlı değil. Bu şehirde asıl sorun bizde, Vanlılarda, bu şehirde yaşayan, nefes alan, sokaklarında yürüyen, penceresinden göle bakan bizlerde.

Bugün yerel basını, ulusal haberleri tarayın… Van’ın tarihi, Van’ın doğal güzellikleri, Van Gölü, Hoşap Kalesi ya da Akdamar Adası ikinci, hatta üçüncü sayfalarda yer bulur. Ama düğünlerde takılan milyonluk takılar ülke gündeminde birinci sırada yer alır. Asayiş olayları, aile içi kavgalar, silahlı saldırılar manşetlerde yer bulur. Sahi, Van bunu hak ediyor mu?

Elbette hayır!
Ama hepimizin ağzında o aynı cümle: “Van sahipsiz.”
Evet, bu söz neredeyse Van’la özdeşleşmiş bir ifade. Ama madem bu kadar sık söylüyoruz, bir durup düşünmemiz gerekmiyor mu? Gerçekten sahipsiz mi Van?
Hayır! Asıl sorun şu: Vanlılar Van’a sahip çıkmıyor.
Sokağını kirleten biziz.
Tarihini unutan biziz.
Tabelalarını gelişigüzel asan, kaldırımını işgal eden, tarihi yapının duvarına ismini kazıyan, çöpünü yere atan, düğün konvoyuyla trafiği felç eden biziz.
Ve sonra da “Van neden böyle?” diye soran yine biziz.

Bu şehir kahraman beklemiyor.
Bir sahip aramıyor.
Van’ın sahibi belli: Bu şehirde doğan, büyüyen, yaşayan herkes.
Van’ın beklediği şey, bir uyanış.
Bir el ele verme, omuz omuza yürüme hali.
Tıpkı Vanspor maçlarında tribünde birlikte haykırdığımız gibi, birlikte sevinip birlikte üzüldüğümüz gibi.
Eğer biz istersek bu şehir değişir. Eğer biz temizlersek sokakları, eğer biz korursak tarihini, eğer biz sahip çıkarsak çocuklarımıza, kadınlarımıza, doğamıza, işte o zaman gerçek anlamda bir değişim başlar.

Her eleştiriyle birlikte iğneyi biraz da kendimize batıralım.
Van’ın sorunu sadece sistemsel değil, toplumsal.
Ve her toplumsal sorunun çözümü, toplumun içinden gelir.

Van, güzel şehir.
Van, kadim şehir.
Van, bizim şehrimiz.
Eğer bu şehirde bir şeyler yanlış gidiyorsa, düzeltmek de bize düşer.
Kızmadan, küsmekten önce anlamaya, değiştirmeye başlamalıyız.
Çünkü bu şehir için kimsenin yapamayacağı tek şey var: Bizim yerimize Van’a sahip çıkmak.