Bir zamanlar aynı sofrayı paylaştığımız, aynı ekmeği bölüştüğümüz arkadaşlarımız vardı. Aynı takımın peşinde omuz omuza tezahürat yaptığımız, yenilince birlikte üzüldüğümüz, kazanınca birlikte sevinçten havaya sıçradığımız kardeşlerimiz… Peki biz, ne ara birbirimize düşman olduk? Ne ara silah çekip birbirimizin canını almaya kalktık?

Eskiden kapıdan geçen yabancıyı bile misafir etmeden bırakmazdık: “Tanısak da tanımasak da.” Çayını kahvesini ikram eder öyle uğurlardık. Komşunun evinde cenaze varsa günlerce televizyon açmaz, acısına ortak olurduk. Mahallenin bir derdi hepimizin derdiydi.

Ben Van’da doğdum, Van’ın tozunu toprağını yuttum. Bu şehirde sudan sebeplerle kimse kimsenin canına kıymazdı. Her kavganın bir büyüğü, her meselenin bir orta yolu vardı. Peki son yıllarda ne oldu da bu denge bozuldu? Ne oldu da değerlerimiz bu kadar aşındı?

Anlatayım.

Birinci mesele: Dijital çağın şiddeti


Bugün sosyal medyaya, televizyona bakın… Şiddet pompalayan diziler, vurduğunu öldüren karakterler, her bölümde birkaç kişinin hayattan koparıldığı sahneler… Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi devam eden hikâyeler. Bu, toplumun ruhuna işlemez mi? Şiddet normalleşmez mi? İşte biz bu normalleşmenin tam ortasında yaşıyoruz.


İkinci mesele: Aşiretler


Van’da sayısı her geçen gün artan aşiret dernekleri var. Peki bu derneklerde ne konuşuluyor? Hangi ilme, hangi bilime katkı sunuyorlar? Gerçekten ihtiyacımız var mı bu yapılara? Elbette yok. Bu topraklarda zaten yeterince kan döküldü; öyle ki toprak bile insan kanından usandı artık. Aşiretçilik birliği büyütmek yerine bölüyor, yaralarımızı sarmak yerine derinleştiriyor.?

Üçüncü mesele: Ekonomik sıkıntı ve umutsuzluk


Geçim derdi insanı yorar, sabrını taşırır. Stres, depresyon, tahammülsüzlük… İmam Gazali’nin sözü boşuna değildir: “Açlık bir kulaktan girince iman diğer kulaktan çıkar.”
Bugün birçok insanın imanını değilse bile umudunu, direncini, sağduyusunu götüren bir geçim savaşı var.

Bu üç mesele üzerine kitaplar yazılır. Fakat aslında herkesin bildiği bir hakikat var: Hiçbir gerekçe, bir insanın canını almaya bahane olamaz.

Kontrollü cinayet, kontrollü şiddet… Ne ad verirseniz verin: Bu alçaklıktır. Günahı ağırdır. Bedeli büyüktür.

Ve son söz…
En büyük cesaret, eline silah almak değil; halkına, insanına, vicdanına boyun eğebilmek, öfkesini yenebilmektir.

Biz yeniden o eski sofralara, o eski komşuluğa, o eski kardeşliğe dönmek zorundayız. Çünkü bu topraklarda kan değil; sevgi, dayanışma ve insanlık yeşermeli.