Bir süredir balkona çıkıp aşağıya baktığımda, gruplar hâlinde dolaşan kalabalık gençleri izliyorum. Gürültülü, hızlı… Z kuşağı diyorlar. Üzerine konuşan çok; dinleyen az. Hakkında hüküm veren bol; anlayan yok.
Yaşı daha ileride olanlar olarak onlara anlayışla mı yaklaşacağız, yoksa endişeli Kemalist amcaların “Atatürk’ün ülkeyi emanet ettiği şu gençliğe bakın hele…” metaforundan bakarak aşağılayan sözlerle mi yaklaşacağız?
Bu tavrımızın değişkenliği, tamamen değişen dünyayı nasıl algıladığımızla ilgili bir durum. Eğer dünyadaki gelişmeleri okuyamıyorsanız, elbette endişeli Kemalist amcalar, teyzeler gibi mevzuya bodoslama dalarsınız.
Oysa bir zamanlar dünyanın en tehlikeli gücü akıldı.
Albert Einstein… Saçları dağınık, ceketi ütüsüz, banka hesabı mütevazı. Ama kafasının içinde evren dolaşıyordu. 1905’te yazdığı dört makaleyle fiziğin çehresini değiştirdi. Işığın doğasına el attı, zamanı yerinden oynattı, maddeyi enerjiye dönüştürdü. Hem insanlığa hem Ay’a giden yolu hem de atom bombasının gölgesini gösterdi.
1919’daki Güneş tutulmasında yıldız ışığının büküldüğü kanıtlandığında doğrulanan sadece bir teori değildi. İnsanlık, “akıl” denen o görünmez güce yeniden âşık oldu.
Bugünün gençlerinin önüne düşen hikâyelere bakın. Bilim insanlarının adını telaffuz etmek zor; ama karanlık skandalların isimleri ezbere biliniyor. Mesela Jeffrey Epstein… Özel adalar, uçuş listeleri, kirli sırlar… Gücün yeni tanımı bu: bağlantı, manipülasyon, ağ.
Eskiden yükselmek için düşünmek gerekiyordu. Şimdi görünmek gerekiyor.
Bizim zamanımızda öğretmenler “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorduğunda sınıfın yarısı “Astronot olacağım.” derdi. Çünkü en büyük güç, evreni anlamaktı.
Şimdiki çocuklara sorun. Çoğu, Cristiano Ronaldo gibi olmak istiyor. Çok kazanmak, çok görünmek, çok güçlü olmak.
Bu onların suçu değil.
Rol modeller değişti. Başarı hikâyeleri değişti. Bir zamanlar fikir üretenler manşetti.
Friedrich Hegel’in adı trend olmuyor. James Watt’ın buhar makinesi story paylaşmıyor. Karl Benz’in motorlu araçları bildirim göndermiyor.
Bir zamanlar üniversiteler medeniyetin kalbiydi. Şimdi bilmek değil, bileni tanımak daha değerli.
Z kuşağı zeki. Çok hızlılar. Bağlantı kurma kabiliyetleri yüksek. Ama aynı zamanda büyük bir anlam boşluğunun içinde yüzüyorlar. Çünkü onlara güç ile değerin aynı şey olmadığı yeterince anlatılmadı.
Einstein zamanı büktü. Epstein ahlakı.
Ve Z kuşağı, bu iki bükülmenin arasında doğdu.
Bir yanda insanlığın ortak mirasına tuğla koyma ideali… Öte yanda “kazan-kazan” baskısı.
Onlara teleskop verilmedi demiyorum. Ama teleskopu tutacak sabır öğretilmedi.
Eğer biz yeniden emeği, düşünceyi görünür kılabilirsek; inanın bana, o yöne herkesten hızlı dönerler. Çünkü hız onların doğasında var.
Şu anda kavanozun dibinden dünyaya baktıkları için her şeyi bulanık görüyorlar, o kadar.
Asıl soru şu:
Biz değeri nerede konumlandırıyoruz?
Eğer vitrine koyduğumuz şey gürültüyse, gençler yankı üretir. Eğer görünür kıldığımız şey akılsa, gençler fikir üretir.
Z kuşağının en büyük handikapı amaçsızlık değil.
Onları kendi çarkı içinde öğüten kapitalist sistem.
Umarım yönünü kaybeden kuşlar değil; haritayı çizenler olur.