Abdullah Çatlı’nın hayatını anlatan sinema filmi önümüzdeki günlerde yayınlanacak.

Fragmana bakıyorsun…
Ayağında pranga.
Gözlerinde hüzün.
Arka fonda ‘Epik’ bir türkü.

Türkiye’de bu işler böyledir.

Önce dosya kapanır.
Sonra zaman geçer.
Unutulur…

Bir bakarsın…

Karanlık karakter,
Kahraman oluvermiş.

Mesela…

Topal Osman vardı.

Sertti.
Acımasızdı.
Kanlıydı.

Yıllar geçti.

Bir baktık…
Devlet televizyonunda dizi kahramanı.

Bir başka örnek.

Yakup Cemil. Osmanlı’nın son yıllarının en karanlık siyasi hesaplaşmalarında adı geçen bir fedai.

Bugün bazı anlatılarda?
İhtilal kahramanı.

Mustafa Muğlalı.

1943’te Özalp’ta yaşanan olaylar nedeniyle yargılandı.
Mahkûm edildi.

Ama zaman geçti.

İsmi kışlalara verildi.
Genelkurmay bahçesine dikildi.

Türkiye’de zaman böyle çalışır.

Geçer…
Unutturur…
Sonra cilalar.

Tozlu dosyalar çıkarılır.

Bir güzel parlatılır.

Toplumun önüne konur.

Gerekçesi hep şu olur: ‘Ne Yaptıysa Vatanı İçin Yattı’

Bu karakterler için bir ifade vardı.

General’ê Tirsonek (Korkak General) Yaşar Büyükanıt söylemişti.

“İyi çocuklar.”

Yani devletin işleyemediği cinayetleri gerçekleştiren, devlet adına cinayetler işleyen kişilerin derin devlette adı ‘İyi Çocuktur’

Biraz racon keserler.
Biraz kurşun sıkarlar.
Bazen insanlar da kaybolur.

Ama ne hikmetse…

Hep iyi çocuk olurlar.

Filmlerde dizilerde de böyle anlatılır zaten.

Mahallesini koruyan adamdır.
Gariplere sahip çıkar.
Vatanını sever, milli bir duruşu vardır!

Biraz serttir.

Ama kalbi temizdir.

Arada kötü işler yapabilir…


(!)

Oysa Türkiye’nin 70’leri, 80’leri, 90’ları…

Anlatıldığı gibi, film ve dizilerde gösterildiği kadar basit değildi.

Kanlı yıllardı.

On binlerce insanlar sokak ortasında öldürüldü.

Faili meçhul cinayetler işlendi.

İnsanlar asit kuyularına atıldı.

Devletin içindeki karanlık ilişkiler konuşuldu.

Ama çoğu zaman tam olarak aydınlatılamadı.

Sonra bir gün…

Bir kaza oldu.

Susurluk…

Bir Mercedes, bir kamyonun kasasına çarptı.

Ve o kazayla birlikte o güne kadar inkâr edilen her şey ortaya döküldü.

Devlet.
Siyaset.
Mafya.

Hepsi aynı arabanın içindeydi.

O arabanın içindeki isimlerden biri de…

Abdullah Çatlı.

Başbakan Tansu Çiller onun için ‘Bu vatan için kurşun atanda yiyen de şereflidir’ demişti.

Çatlı’nın kim olduğunu öğrenmek istiyorsanız; 1997 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Çatlı’nın suç haritasına bakmanız sanırım yeterli olacaktır: https://www.milliyet.com.tr/siyaset/catlinin-suc-haritasi-5390092

Belgelerde Çatlı’nın adı; 1970’lerin sonunda yaşanan siyasi cinayetlerden uluslararası suç dosyalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede geçiyor. Akademisyen Bedrettin Cömert cinayeti, Ankara’daki Bahçelievler katliamı iddiaları ve gazeteci Abdi İpekçi suikastı sonrasında bazı isimlere sahte pasaport temin edilmesi gibi olaylar bu tartışmalı geçmişin parçaları arasında yer alıyor.

Şimdi bu suçları işleyen Çatlı’nın ‘Kahramanlık’ filmi çekiliyor.

Elbette…

Herkes babasını sever.
Eşini sever.
Arkadaşını sever.

Buna kimsenin diyeceği bir şey yok.


Çünkü o yıllarda ölen insanların da aileleri vardı.

Kaybolanların da anneleri vardı.

Bazılarının mezarı bile yok.

Mesela filmde, Bahçelievler’de katledilen 7 TİP’li öğrenciyi ve ailesini de filmde anlatacak mısınız?

O yüzden insan sormadan edemiyor:

Bir hayatı anlatırken…

Sadece kahramanlık tarafını anlatırsak…

Diğer tarafı yok sayarsak…

Bu tarih mi olur?

Yoksa masal mı?

Yarın birileri çıkıp

Mahmut Yıldırım (Yeşil) için film çekerse ne diyeceğiz?

Ya da 90’ların karanlık sembollerinden biri olan

Beyaz Toroslar için bir kahramanlık filmi yapılırsa?

10 yıl sonra birileri çıkıp Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ın hayatını yine kahramanlık üzerinden anlatırsa, ne olacak?

Samast’a da iade-i itibar yapılacak mı?

Tetikçilerin bu kadar kıymet gördüğü başka bir ülke var mıdır?

Sonuç olarak: Türkiye’nin önünde iki yol var.

Ya tarihiyle yüzleşecek.

Ya da…

Tarihiyle yüzsüzleşecek.