Bahçeli ve Erdoğan neredeyse her gün aynı şeyi tekrar ediyor: “Terörsüz Türkiye aşağı, Terörsüz Türkiye yukarı.” Büyük laf ediyorlar; ama icraata gelince şu ana kadar sıfır sıfır sıfır elde var sıfır!
“Acelemiz yok” diyorlar. Heval, vallahi bizim de acelemiz yok. Bizde Hz. Eyüp sabrı var; ama tandır da sonsuza kadar yanmaz. Ekmek ya pişer ya da ateş söner.
Sürecin başlamasının üzerinden 1,5 yıl geçmiş; tek bir adım atmamış olan Bahçeli, hâlâ “adım adım gidelim” diyor. Gidelim de, sen daha bir adım atmadın.
Öcalan, 27 Şubat’ta çağrı yaptı. PKK kongresini gerçekleştirdi, kendini feshetti ve silahlarını yaktı. Bu adımlar üç ay içinde tamamlandı. Yani süreci ilerletmek için hızlı ve somut hareket ettiler. Buna karşılık Bahçeli hâlâ “adım adım” diyor. Oysa PKK’nin attığı bu kadar adımdan sonra siyasi liderlerin harekete geçmesi gerekirdi. Bahçeli’nin adımları o kadar yavaş ki, kaplumbağa bile daha hızlı sayılır.
Bahçeli, “Süreci boğmayalım” diyor. Doğru söylüyor; ama süreci kim boğuyor? 1,5 yıldır tek adım atmayan sen ve ortağın mı?
Yoksa Musavat Dervişoğlu mu, Ahmet Davutoğlu mu, İstanbul Valisi Davut Gül mü, şarkıcı Davut Güloğlu mu, yoksa başka biri mi var? İsimler karışık; kafamız çorba gibi oldu.
Kürtler beklemeyi bilir ama boş beklemez. Dağa bakar, havayı koklar, toprağı dinler. Dağ fare doğurdu Sayın Bahçeli; artık hangi adımların atılacağını görmek istiyoruz.
Velhasıl, mesele hızlı gitmek değil; mesele gerçekten yürümek. Bizim buralarda bir söz vardır: “Rêya ku nayê meşandin, naxwaze bigihîje cih.” (Yürünmeyen yol, hiçbir yere varmaz.)
Bahçeli ve Erdoğan çıkıp biraz yürüse ve bunu da videoya çekse; fonda “Ümit Dünyasında Ben Adım Adım, Gezer Dolaşırım, Gözlerim Yaşlı” türküsü çalarsa, biz o zaman asıl niyetlerini anlardık!
Biz yine bekleriz. Sabır bizde boldur; ama sabrın da bir haysiyeti var. Çok zorlanırsa, o da kalkar gider. O zaman ne tandır kalır, ne ekmek… ne de gidilecek bir yol.