Rutin sağlık kontrollerinde ortaya çıkan bazı kan değerlerindeki yükseklikler, her zaman geçici veya önemsiz bir durum olarak değerlendirilmeyebilir. Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, özellikle sürekli yüksek seyreden kan değerlerinin ayrıntılı şekilde araştırılması gerektiğine dikkat çekti.
Kemik iliğinin normalden fazla kan hücresi üretmesi sonucu ortaya çıkan kronik myeloproliferatif hastalıkların uzun süre belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Durusoy, erken tanının hastalığa bağlı ciddi sorunların önüne geçilmesi açısından önem taşıdığını ifade etti.
En sık görülen üç hastalık
Dr. Durusoy, kronik myeloproliferatif hastalıklar içerisinde en sık polisitemia vera, esansiyel trombositemi ve myelofibrozisin görüldüğünü belirtti.
Polisitemia verada kırmızı kan hücrelerinin, esansiyel trombositemide ise trombositlerin normalin üzerine çıktığını aktaran Durusoy, bazı hastalarda beyaz kan hücrelerinde de artış görülebildiğini söyledi.
Myelofibroziste ise zaman içerisinde kemik iliğinde bağ dokusu artışı meydana gelebildiğini belirten Durusoy, bunun kansızlık, dalak büyümesi ve genel durum bozukluğu gibi sonuçlara yol açabileceğini kaydetti.

Bazı hastalarda ilk belirti pıhtı olabiliyor
Kronik myeloproliferatif hastalıkların önemli bölümünün rutin kan tahlilleri sırasında tesadüfen tespit edildiğini belirten Durusoy, bazı hastalarda ise günlük yaşamı etkileyen çeşitli şikayetlerin ortaya çıkabildiğini söyledi.
Baş ağrısı, yüzde kızarıklık, kulak çınlaması, görme bulanıklığı, el ve ayaklarda yanma, sıcak banyo sonrasında yoğun kaşıntı, karında dolgunluk, dalak büyümesi, halsizlik ve kilo kaybının hastalıkla ilişkili belirtiler arasında yer alabileceğini ifade eden Durusoy, bazı hastalarda ilk bulgunun damar tıkanıklığı veya pıhtı oluşumu, daha nadiren ise kanama olabileceğini belirtti.
“Kan değerlerim biraz yüksek” denilerek geçiştirilmemeli
Kan değerlerindeki yüksekliğin yalnızca laboratuvar sonucu olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Durusoy, özellikle sürekli yüksek seyreden değerlerin araştırılması gerektiği uyarısında bulundu.
Durusoy, hastaların herhangi bir şikayetleri olmadığı gerekçesiyle kan değerlerindeki yüksekliği önemsemeyebildiğini belirterek, kronik myeloproliferatif hastalıklarda amaçlardan birinin henüz ciddi belirtiler ortaya çıkmadan pıhtı ve kanama gibi komplikasyonları önlemek olduğunu söyledi.
Yaş, daha önce damar tıkanıklığı yaşanması, çok yüksek trombosit değerleri, kalp-damar hastalıkları ve hastalığın genetik özelliklerinin tedavi planlamasında dikkate alınan önemli faktörler olduğu belirtildi.
Tanı için kapsamlı inceleme gerekiyor
Dr. Durusoy, teşhis sürecinin yalnızca tam kan sayımıyla sınırlı olmadığını ifade etti.
Tanıda tam kan sayımı ve periferik yaymanın yanı sıra demir metabolizması testleri, eritropoetin düzeyi ile JAK2, CALR ve MPL mutasyon analizlerinden yararlanıldığını belirten Durusoy, bazı hastalarda daha kapsamlı moleküler inceleme için yeni nesil dizileme (NGS) testlerinin de kullanıldığını söyledi.
Bu incelemelerin hastalığın biyolojik özelliklerinin ve risk durumunun daha doğru belirlenmesine katkı sağladığı kaydedildi.
Kemik iliği biyopsisi tanıda kritik
Polisitemia vera, esansiyel trombositemi ve erken dönem myelofibrozisin bazı hastalarda benzer kan değerleriyle ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Durusoy, bu nedenle kemik iliği biyopsisinin tanı sürecinde önemli bir yere sahip olduğunu belirtti.
Biyopsiyle kemik iliğinin hücresel yapısının, megakaryositlerin özelliklerinin ve fibrozis derecesinin değerlendirildiğini ifade eden Durusoy, doğru hastalık alt tipinin belirlenmesinin doğru tedavi planının oluşturulması açısından temel olduğunu söyledi.
Tedavi hastanın riskine göre belirleniyor
Kronik myeloproliferatif hastalıklarda herkese uygulanan tek bir tedavi yöntemi bulunmadığını belirten Durusoy, tedavinin hastanın risk durumuna ve hastalığın özelliklerine göre planlandığını ifade etti.
Polisitemia verada hematokriti güvenli seviyede tutmak amacıyla flebotomi yani kontrollü kan alma işleminin uygulanabildiğini belirten Durusoy, bunun yanında düşük doz aspirin, hücre azaltıcı ilaçlar, interferon tedavileri ve JAK inhibitörlerinin kullanılabildiğini aktardı.
Esansiyel trombositemide ise temel hedefin trombosit yüksekliğine bağlı pıhtı ve kanama riskini dengelemek olduğu belirtildi.
Düzenli takip büyük önem taşıyor
Myelofibroziste dalak büyüklüğü, kansızlık, sistemik belirtiler ve hastalığın risk grubunun değerlendirilerek tedavi planlandığını ifade eden Durusoy, uygun hastalarda kök hücre naklinin de gündeme gelebileceğini söyledi.
Bu hastalıkların çoğunlukla uzun yıllar takip edilebilen kronik hastalıklar olduğunu belirten Durusoy, uzun süre stabil seyir görülse bile hastalığın biyolojik davranışının zaman içerisinde değişebileceğine dikkat çekti.
Bazı hastalarda myelofibroza ilerleme, kan değerlerinde düşme veya nadiren akut lösemiye dönüşüm görülebileceğini aktaran Durusoy, bu nedenle düzenli hematoloji kontrollerinin önemini vurguladı.
Hangi durumlarda hematoloji uzmanına başvurulmalı?
Durusoy, kan değerleri sürekli yüksek seyreden, tekrarlayan damar tıkanıklığı yaşayan veya açıklanamayan kanama öyküsü bulunan kişilerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Dalak büyümesi, halsizlik, kilo kaybı ve diğer sistemik yakınmaların eşlik ettiği durumlarda da vakit kaybetmeden hematoloji uzmanına başvurulması gerektiğini ifade eden Durusoy, doğru tanı, hastalığın risk durumunun belirlenmesi ve düzenli takip sayesinde yaşam kalitesinin korunabileceğini ve ciddi komplikasyonların önüne geçilebileceğini kaydetti.




