Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde günlerce kayıp olarak aranan Rojin Kabaiş’in cansız bedenine ulaşılması ve ardından 15 yaşındaki bir çocuğun kampüs içinde cansız bedeninin bulunması, öğrencilerin güvenli kampüs talebini daha görünür hâle getirdi.
Kampüs, artık yalnızca dersliklerin bulunduğu bir alan değil öğrencilerin gözünde travmanın mekânı halinde geldi. Van Eğitim- Sen üyesi Psikolojik Danışman Memet Şirin Zorkol, böyle durumların öğrencilerin güvenlik algısını kökten değiştirdiğini belirterek, “Kampüs, gençler için yalnızca ders görülen bir yer değil, özgürleşme ve sosyalleşme alanıdır. Böyle bir olay bu anlamı sarsıyor” dedi. Zorkol’a göre böylesi olaylar, öğrencilerin temel güven duygusunu zedeleyerek “Her an her şey olabilir” hissini tetikliyor ve aşırı tetikte olma, kampüs içinde yalnız yürümekten kaçınma gibi sonuçlar doğurabiliyor. Zorkol, aynı zamanda yaşanan olayların toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hâkim olduğu toplumlarda, kadın öğrenciler üzerindeki etkisi daha ağır olduğunu vurguladı.
“Yaşanan olaylar öğrenciler üzerinde travmaya neden olur”
Bu tür olayların gençlerde “Ben de risk altındayım” düşüncesini tetikleyebildiğini belirten Zorkol, bunu bir doğal tepki olduğunu sözlerine ekledi. Zorkol, travmatik ya da şüpheli bulunan her olaydan sonra zihnin, “Bu yalnızca onun başına gelmedi, benim de başıma gelebilir” diye düşünme eğiliminde olduğunu vurgulayan Zorkol, “Psikolojide buna “ben de sıradayım hissi” veya “ikincil travmatizasyon” denir. Özellikle olayın kampüs içinde, yurt koridorunda, merdivende ya da sık kullanılan bir alanda gerçekleşmiş olması, öğrencilerde “Orası benim her gün geçtiğim yerdi” düşüncesini yaratır. Böylece tehdit soyut olmaktan çıkar; somut ve yakın hissedilir” şeklinde konuştu.
“Öğrencilerin psikolojileri derinden sarsılanabilir”
Olayla fiziksel ve sosyal yakınlık arttıkça, etkilenme düzeyi de arttığına dikkat çeken Zorkol, oluşan travmanın öğrenciler üzerinde etki bıraktığını ve öğrencilerin okulu bırakma noktasına kadar gelebileceğini ifade etti: “Aynı yurtta kalan, aynı sınıfta okuyan ya da günlük yaşamı olayın geçtiği mekânla kesişen öğrenciler için bu durum yalnızca bir “haber” değildir; hayatlarının içinden kopmuş bir parçadır. Bu öğrencilerde yoğun şok, inkâr, suçluluk, öfke ve güvensizlik hissi görülebilir. Kimi öğrenciler bunu eyleme dökme, hak arama, protestoya katılma şeklinde yaşarken; bazıları içe kapanır, odasına çekilir ve derslere devam etmeyi bile sorgulayabilir. Tüm bu tepkiler, ağır bir olaya verilen doğal insan tepkileridir. Belirleyici olan, üniversitenin bu öğrencileri yalnız bırakmaması ve ruh sağlığı uzmanlarının sürece dâhil edilmesidir”
“Öğrencilerin okulda ki performansı düşer”
Kulaktan kulağa dolanan söylentilerin, sosyal medyadaki yoğun paylaşımların, öğrencilerin sık sık “Bir şey daha olur mu?” diye sormasının öğrenciler üzerinde derin etkiler bıraktığınada dikkat çeken Zorkol, “Bazı öğrenciler derse girdiğinde bile zihnini derste tutamaz; kalabalıktan kaçınır, yurtta ya da odasında kalmayı tercih eder. Uyku bozuklukları, kabuslar ve sese aşırı irkilme gibi belirtiler de görülebilir. Bu yalnızca bireysel değil; toplu bir travma tepkisidir. Bu atmosferin yatışması için üniversitenin şeffaf bilgilendirme toplantıları yapması, psikolojik destek grupları oluşturması ve güvenlik önlemlerini görünür şekilde artırması önemlidir” diye konuştu.
“Aileler çoçukları için endişelenir”
Zorkol, travmatik bir kampüs atmosferinin, öğrencilerin bilişsel işlevlerini ciddi biçimde etkilediğini, dikkat, hafıza, odaklanma ve planlama gibi işlevlerde zorlanmalar görülebildiğini bu durumunda akademik başarıda düşüşe, devamsızlık artışına ve sınavlarda konsantrasyon sorunlarına dönüştüğünü belirtti.Zorkol, olaydan sonra ailelerinde, çocuklarını koruma amacıyla kontrolü artırma eğilimi gösterdiğini söyleyerek, “Ancak sık sık aramak, eve dönmeye zorlamak, sosyal hayatı kısıtlamak gibi tutumlar gençte boğulmuşluk, öfke ve anlaşılmama hissi yaratabilir. Sağlıklı olan, ailelerin kaygıyı bir baskı aracına değil; birlikte çözüm üretmeye dönüştürmesidir. Aile-üniversite iş birliği ve ailelere yönelik bilgilendirme çalışmaları bu nedenle önemlidir” cümlelerini kullandı.
“Profesyonel destek çok önemli”
Profesyonel desteğin önemine değinen Zorkol, kurumlarada bu noktada bir çok görev düştüğünü vurgulayarak sözlerine şöyle devam etti: “Kaygı, korku, uyku bozukluğu, aşırı suçluluk, umutsuzluk, yoğun öfke, kendine zarar verme düşünceleri veya madde kullanımındaki artış gibi belirtiler profesyonel desteği gerekli kılar. Bu tür durumlar, yalnızca bireyin psikolojik yüküyle değil; aynı zamanda sistemsel sorunların yarattığı güvensizlik duygusuyla da ilişkilidir”




