Van, Urartu döneminden Osmanlı dönemine kadar uzanan tarihi boyunca çok sayıda yerleşime ev sahipliği yaptı. Ancak tarihi kaynaklarda adı geçen bazı şehir, kale ve yerleşimlerin günümüzdeki yeri henüz kesin olarak belirlenmiş değil. Araştırmacı-yazar Metin Rastdil, 2014 yılından bu yana bölgede yaptığı saha ve yüzey araştırmalarında bu yapıların izlerini araştırırken, Van’ın Tuşba ilçesi merkezli Urartu yerleşimleri arasında da henüz bulunmamış şehir ve kalelerin olduğunu belirtiyor.

Van’da 13 Urartu yerleşimi ortaya çıkarıldı
Rastdil, Van’ın Tuşba ilçesi merkezli Urartulara ait bugüne kadar 13 yerleşimin ortaya çıkarıldığını, buna rağmen Asur kayıtlarında adı geçen bazı Urartu şehir ve kalelerinin hâlâ kayıp olduğunu belirtiyor.
Urartuların ilk iki başkentinin yanı sıra bazı kale ve nekropol alanlarının da henüz tespit edilemediğini ifade eden Rastdil, “Urartuların ilk iki başkentinin yanı sıra birçok kale ve nekropol alanı da kayıptır. Maalesef son 40 yılda defineciler kaçak kazılar yaparak bulabildikleri tüm nekropol alanlarını tahrip ettiler.” diyerek kaçak kazıların bilinen tarihi alanlara da zarar verdiğini söylüyor.

Kayıp şehirlerin izleri bölgeye yayılıyor
Rastdil’in araştırmaları Van’la sınırlı kalmıyor. Tarihi kaynaklarda adı geçen farklı yerleşim ve kalelerin Diyarbakır, Silvan, Ahlat, Cizre, Finik, Gurkêl ve Amediye’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada bulunduğunu belirten Rastdil, bu yerleşimlerden bazılarının günümüzde kayıp olduğunu ifade ediyor.
Bu kapsamda üzerinde durduğu yerleşimlerden biri de Merwaniler döneminde kurulduğu belirtilen Nasriye şehri.

Tarihi kaynaklarda Nasriye şehri
Milattan sonra 983-1085 yılları arasında bölgede hüküm süren Merwanilerin merkezi Meyyafarqîn, bugünkü adıyla Silvan’dı. Rastdil, Merwanilerin hâkimiyet alanının Diyarbakır’dan Ahlat’a, Cizre, Finik ve Gurkêl üzerinden Amediye’ye kadar uzandığını aktarıyor.
Merwaniler döneminde çeşitli imar faaliyetleri yürütüldüğünü belirten Rastdil, Diyarbakır ve Silvan’da köprülerin inşa edildiğini, Diyarbakır Surları’nın bazı bölümlerinin onarıldığını ve yeni burçların yapıldığını ifade ediyor.

Nasriye’de saray, çarşı ve hamam bulunuyordu
Rastdil, Nasriye’nin Merwaniler döneminde Nasırûdewle Ahmed bin Merwan tarafından kurulduğunu belirtiyor. Merwaniler tarihçisi İbnü’l Ezrak’ın aktarımlarına göre Nasırûdewle Ahmed bin Merwan’ın bahar aylarında ailesiyle birlikte Nasriye’de kaldığını söyleyen Rastdil, yerleşimin zaman içerisinde gelişerek şehir haline geldiğini ifade ediyor.
Rastdil, “Nasriye’de önce bir saray yapıldı, ardından çarşı ve hamamın da olduğu birçok yapı inşa edildikten sonra Nasriye bir şehre dönüştü.” bilgisini verdi.
Rastdil, Nasriye’nin günümüzde yeri kesin olarak bilinmeyen bir şehir olduğunu belirterek, bunun yalnızca küçük bir kale veya saray olmadığını, tarihi kaynaklarda doğrudan şehir olarak geçtiğini söylüyor.

Meyyafarqîn’den dört fersah uzaklıktaydı
Nasriye’nin konumuna ilişkin tarihi kaynaklarda mesafe bilgisi bulunduğunu dile getiren Rastdil, şehrin Meyyafarqîn’den dört fersah uzaklıkta olduğunun aktarıldığını ifade ediyor.
Bir fersahın yaklaşık 5,5 kilometre olduğunu vurgulayan Rastdil, bu bilginin şehrin yerinin araştırılması açısından önemli olduğunu aktararak, “Nasriye şehri, birçok kayıp şehir gibi ortaya çıkarılmayı bekliyor” diyor.

Evliya Çelebi’nin bahsettiği 776 kale
Kayıp yerleşimlerin yanı sıra Evliya Çelebi’nin eserinde bahsettiği 776 yerleşik ve mamur kalenin de araştırma konusu olduğunu belirten Rastdil, bu yapıların bir bölümünün günümüzde yıkık ve harabe halde bulunduğunu aktarıyor.
Bazı kalelerin 1950’li yıllardan itibaren yapılan barajların altında kaldığını belirten Rastdil, bazı yapıların ise sahipsiz ve bakımsız durumda olduğunu söylüyor.

“Dağların başlarında çürümeye terk edilen kaleler var”
Tarihi yapıların korunmasına ilişkin sorunlara da dikkat çeken Rastdil, bazı kalelerin kaçak kazılar nedeniyle zarar gördüğünü anlatarak, “Dağların başlarında çürümeye terk edilen kalelerimiz var, maalesef tamamen korumasız bir halde defineciler tarafından tahrip ediliyorlar.” şeklinde konuştu.
Rastdil, kayıp şehir ve kalelerin yanı sıra tescilli tarihi yerleşimlerin de korunması gerektiğini belirterek, “Kayıp şehir ve kalelerimizin yanı sıra tescil edilen, bulunan tarihi yerleşimlerimize de sahip çıkmıyoruz” ifadelerini kullanıyor.






