Türkiye’nin en yüksek noktası olan 5 bin 137 metrelik Ağrı Dağı, her yıl yerli ve yabancı turistler ile dağcıları ağırlıyor. Zirveye ulaşmak isteyen kafilelerin yükleri ise bazı bölümlerde atlar tarafından taşınıyor. Turistlerin çantaları, kamp malzemeleri ve çeşitli ekipmanları hayvanların sırtında yüksek rakımlara çıkarılıyor.
Ancak turizm faaliyetlerinin önemli bir parçası haline gelen hayvanların hangi koşullarda çalıştırıldığı, ne kadar yük taşıdığı, su ve yem ihtiyaçlarının nasıl karşılandığı ise tartışma konusu.

“Hayvanlar yük taşıma aracı değildir”
Mezopotamya Çevre ve Ekoloji Platformu Koordinatörü Mirbahattin Demir, Ağrı Dağı’ndaki turizm faaliyetlerinin yalnızca turistlerin deneyimi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Hayvanların insanların yükünü taşımak amacıyla yüksek rakımlara çıkarılmasının ekolojik açıdan sorgulanması gerektiğini belirten Demir, hayvanların da doğanın bir parçası olduğunu ifade etti.
Demir, “Bir hayvanı yalnızca insanların yükünü taşıyan bir araç olarak görmek doğru değil. Doğa turizmi yapılırken o doğada yaşayan canlıların yaşam hakkı da gözetilmeli” dedi.
“Yüksekte yaşam koşulları ağırlaşıyor”
Ağrı Dağı'nda rakım yükseldikçe hava sıcaklığının düştüğünü ve doğal yaşam koşullarının zorlaştığını belirten Demir, özellikle hayvanların beslenme ve su ihtiyacına dikkat çekti.
Demir, yüksek kesimlerde doğal yem kaynaklarının sınırlı olduğunu belirterek, turistlerin eşyalarını taşıyan hayvanların yeterli besin ve suya erişip erişmediğinin kamuoyu tarafından bilinmediğini söyledi.
“Bir hayvanın kilometrelerce yük taşıması yalnızca taşıdığı eşyanın ağırlığıyla değerlendirilmemeli” diyen Demir, yüksek rakım, soğuk hava, uzun yürüyüş ve yorgunluğun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
“Turistin konforu hayvanın yüküne dönüşmemeli”
Turistlerin daha rahat bir tırmanış gerçekleştirmesi için hayvanlardan yararlanılmasının sorgulanması gerektiğini ifade eden Demir, insanların kendi taşıması gereken yükün başka bir canlının sırtına bırakılmasının doğa turizmi anlayışıyla çeliştiğini söyledi.
Demir, “İnsanların zirveye çıkarken taşıdığı yükü azaltmak için başka bir canlının bedeninden faydalanıyorsak burada turizmin hangi anlayış üzerine kurulduğunu sorgulamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Hayvanların çalışma koşulları denetlenmeli
Hayvanların kaç saat çalıştırıldığı, ne kadar yük taşıdığı ve ne kadar süre dinlendirildiğinin denetlenmesi gerektiğini belirten Demir, özellikle yaralı veya bitkin hayvanların çalıştırılıp çalıştırılmadığının araştırılması gerektiğini söyledi.
Demir, “Bu hayvanların veteriner kontrolleri yapılıyor mu? Taşıyabilecekleri yük belirleniyor mu? Yeterli su ve yem veriliyor mu? Dinlenmeleri için uygun alanlar oluşturuluyor mu? Bunların tamamının yanıtlanması gerekiyor” dedi.
“Doğa turizmi canlıların yaşam hakkını gözetmeli”
Ekolojik yaklaşımın insanı doğanın merkezine koymadığını belirten Demir, doğa turizminin yalnızca insanların doğadan faydalanması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Demir, Ağrı Dağı’nın yalnızca turistlerin ve dağcıların deneyim alanı olmadığını belirterek, “Doğanın içinde yaşayan her canlının yaşam hakkı var. Turizm faaliyetleri yürütülürken bu canlıların haklarını ve refahını da gözetmek gerekiyor” diye konuştu.
Ağrı Dağı’nda turizmin büyümesiyle birlikte hayvanların taşıdığı yükün de görünür hale geldiğini belirten Demir, yetkililere denetim çağrısında bulundu.
Demir, “Bir dağın zirvesine ulaşmanın bedeli başka bir canlının yaşam hakkı olmamalı” dedi.
Ağrı Dağı’nda turistlerin yüklerini taşıyan atlar, yüksek rakımda zorlu koşullarda çalıştırılıyor. Ekolojist Mirbahattin Demir, hayvanların beslenme, su ve dinlenme koşullarının denetlenmesi gerektiğini belirterek, “Doğa turizmi canlıların yaşam hakkını gözetmeli” dedi.




