Türkiye’de 2017–2025 yılları arasında doğu sınırlarında yürütülen güvenlik politikaları kapsamında İran sınır hattı boyunca uzun beton duvarlar ve devriye yolları inşa edildi. Toplam 1182 kilometrelik doğu sınırının 560 kilometrelik İran hattında, Ağrı’da 81, Iğdır’da 54, Hakkâri’de 19 ve Van’da 209 kilometre olmak üzere 363 kilometre güvenlik duvarı ile 367 kilometre devriye yolu tamamlandı. Van sınır hattında ise 92 kilometrelik yeni bölümde çalışmalar sürerken, ekim ayı itibarıyla 26 kilometrelik güvenlik duvarı inşa edildi.

Ancak bu yapıların yaban hayatı üzerindeki etkileri uzun süredir tartışma konusu. Van Milletvekili Gülderen Varlı, doğanın yalnızca tahrip edilmediğini, sistematik biçimde yok edildiğini belirterek, bu yıkımın yalnızca yaban hayatını değil, tüm canlıların yaşamını ve geleceğini doğrudan etkilediğini söyledi. Varlı, Van ve Ağrı başta olmak üzere sınır illerinde inşa edilen duvarların güvenlikten çok siyasi tercihlerle hayata geçirildiğini vurgulayarak, “Güvenlik” gerekçesi öne sürülse de, bu duvarların kimi, kimden koruduğu sorusunun yanıtsız kalıyor ” dedi.

Van ve İlçelerinde 21 Temmuz Nöbetçi Eczaneler Belli Oldu! İ
Van ve İlçelerinde 21 Temmuz Nöbetçi Eczaneler Belli Oldu! İ
İçeriği Görüntüle

“Duvarlar yalnızca sınırları değil, yaşamı da kesiyor”

Türkiye’de inşa edilen sınır duvarlarının da benzer biçimde siyasi tercihler ve güvenlik gerekçeleriyle hayata geçirildiğini belirten Varlı, iklim kriziyle birlikte canlıların göç güzergâhlarının değiştiğini, ancak beton duvarların bu doğal süreci daha da ağırlaştırdığını söyledi. Varlı, gazeteci ve çevre yazarı Fred Pearce’ın konu ile ilgili sözlerini hatırlatarak, “Milliyetçiliğin yükselişiyle birlikte, dünyanın dört bir yanında duvarlar ve güçlendirilmiş çitler çoğalıyor. Bu engeller, hayvan göçlerini engelleyerek ve değişen iklime ayak uydurmak için yer değiştirmek zorunda kalacak milyonlarca türü tehdit ederek, vahşi yaşama giderek artan bir tehlike oluşturuyor ” diye konuştu.

“Hayvancılık bitme noktasına geldi”

Varlı, bu konuyu 2026 Bütçe Komisyonu görüşmelerinde gündeme getirdiklerini söyleyerek, özellikle sınır ilçelerinde güvenlik gerekçesiyle örülen duvarlar nedeniyle hayvancılığın neredeyse bitme noktasına geldiğini, çiftçilerin ve besicilerin göç etmek zorunda kaldığını ifade etti.

“Ekolojik etki analizleri yapıldı mı?”

Varlı, bu projelerin ekolojik etkilerine ilişkin kapsamlı ve şeffaf bir fizibilite çalışmasının yapılıp yapılmadığının belirsiz olduğunu altını çizerek, sınır bölgelerinin binlerce yıldır yaban hayatının göç yolları üzerinde yer aldığını, bu doğal döngünün beton duvarlarla kesintiye uğratıldığını ifade etti: “Tek boyutlu bir güvenlik anlayışıyla inşa edilen bu yapıların doğanın döngüsünü bozuyor ve canlı yaşamını ciddi biçimde tehdit ediyor”

“Duvarlar habitatları parçalıyor”

Dünya genelindeki bilimsel çalışmalara işaret eden Varlı, benzer sınır bariyerlerinin hayvanların hareket kabiliyetini ve habitatlar arasındaki doğal bağlantıyı ciddi biçimde azalttığını söyledi. Varlı, özellikle uzun ve kesintisiz beton duvarların, binlerce yıldır kullanılan doğal geçiş yollarını kapattığını ve yerel ekosistemler üzerinde büyük baskı oluşturduğunu belirterek, “ “Bir bölgenin güvenliği yalnızca duvar örerek sağlanabilir mi?. Bu yaklaşım daha derin sorunlara yol açtı” sözlerini kullandı.

“Ekolojik yıkım çok yönlü”

Varlı, bu coğrafyada yalnızca sınır duvarlarıyla değil; ağaç kıyımları, HES ve GES projeleri ile maden sahaları aracılığıyla da kapsamlı bir ekolojik yıkım yaşandığını söyleyerek, “ Bu durum hem dışarıdan ekosistemi besleyecek doğal etkileşimleri kesiyor hem de içerideki yaşam alanlarını yok ediyor” şeklinde konuştu.

“Hayvanlar şehre neden iniyor?”

Son dönemde yaban hayvanlarının yerleşim alanlarına daha sık inmesinin ciddiyetle ele alınması gerektiğini aktaran Varlı, alanı daraltılan hayvanların yiyecek bulmak için şehre inmek zorunda kaldığını belirtti. Bunun nedenlerinin detaylı ve bilimsel biçimde araştırılması gerektiğini vurgulayan Varlı, “Çözüm, beton ve telden ibaret bir güvenlik anlayışında değil. Ekolojik koridorların oluşturulması, bozulan yaşam alanlarının onarılması ve yerel halkın sürece dâhil edildiği katılımcı politikaların hayata geçirilmesi gerektiriyor. Ancak bu şekilde hem bölgenin özgün doğasını koruyabilir hem de doğayla uyumlu, sürdürülebilir bir gelecek inşa edebiliriz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Muhabir: YASEMİN DİKİCİ