Selahattin Demirtaş ve diğer Kürt siyasetçilerin 4 Kasım 2016’da evlerine düzenlenen baskınların ardından gözaltına alınarak tutuklanmasının üzerinden 10 yıl geçti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Van Şube Eşbaşkanı Av. Mehmet Salih Coşkun, Demirtaş’ın tutukluluk sürecini hukuk, seçmen iradesi ve devam eden barış süreci açısından değerlendirdi. AİHM’in üç ayrı ihlal kararına rağmen tahliyenin gerçekleşmediğini belirten Coşkun, geçen 10 yılın bireysel telafisinin güç olduğunu, toplumsal karşılığının ise onurlu barışla mümkün olabileceğini dile getirdi.

“AİHM’in üç ihlal kararına rağmen serbest bırakılmadılar”
Demirtaş ve diğer Kürt siyasetçilerin 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alındığını, ardından tutuklandığını hatırlatan Coşkun, AİHM’in verdiği üç ayrı ihlal kararına rağmen cezaevi sürecinin devam etmesini eleştirdi.
Coşkun, tutuklulukların hukuki değil siyasi olduğu yönündeki değerlendirmesini şu sözlerle aktardı:
“Türkiye'nin imzacısı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında yargı yetkisini kullanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) üç ayrı ihlal kararına rağmen Demirtaş ve arkadaşları serbest bırakılmadı. AİHM, bu üç kararında da tutukluluklarının hukuki değil, siyasi olduğunu tespit ederek karar verdi.”
Geçen 10 yılda adil yargılanma, mahkemeye erişim, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakları başta olmak üzere birçok temel hakkın ihlal edildiğini savunan Coşkun, yaşananların hukuk tarihi açısından ağır bir iz bırakacağını belirterek, “Sayın Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının yaşadığı bu durum, Türkiye hukuk tarihi, Avrupa hukuk tarihi ve dünya hukuk tarihi açısından kara bir leke olarak kalacaktır” dedi.

“Seçmenin sandığa ve hukuka olan inancı zedeleniyor”
Demirtaş’ın siyasi geçmişine de değinen Coşkun, 2007 yılında siyaset sahnesine çıkan eski HDP Eş Genel Başkanı'nın, 2014-2015 yıllarında yaklaşık yüzde 13-14 oy oranına ulaşarak Türkiye’nin önemli siyasi aktörlerinden biri hâline geldiğini söyledi.
Bu siyasi desteğe rağmen 10 yıldır cezaevinde tutulmasının seçmen iradesi açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu ifade eden Coşkun, toplumdaki tepkiyi şu sözlerle anlattı:
“Bizim irademiz tanınmıyor, kendimizi ifade etme biçimimiz kabul edilmiyor. Destek verdiğimiz, oy kullandığımız ve bizim adımıza siyaset yürütmesini istediğimiz kişiler uzun süre siyasi saiklerle hapishanede tutuluyor.”
Coşkun, bu tablonun sandığa ve hukuka duyulan güveni zedelediğini, toplumun farklı kesimlerinden gelen açıklamalarda da söz konusu kaygının görüldüğünü kaydetti.
“Demirtaş’ın sürece sunacağı katkı göz ardı edilmemeli”
Demirtaş’ın Kürt kimliğini öne çıkararak siyaset yürüten önemli isimlerden biri olduğunu vurgulayan Coşkun, Kürt meselesi ve Kürt halkının taleplerinin karşılanmasına yönelik yürütülen süreçte kendisinin rolünün dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Coşkun, barış sürecinin sağlıklı ilerlemesi ve başarıya ulaşması açısından Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşmasının önem taşıdığını belirtti. Bunun bir pazarlık konusu yapılamayacağını da vurgulayan Coşkun, şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Selahattin Demirtaş'ın bu sürece sunabileceği katkı göz ardı edilmemelidir. Sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesini ve başarıya ulaşmasını temenni ediyorsak, devlet de bunu önemsiyorsa Sayın Demirtaş'ın çözüm süreci kapsamında dahi serbest bırakılması gerekiyor. Ancak bunun bir pazarlık konusu yapılması da söz konusu olmamalıdır. Çünkü Demirtaş'ın tutukluluğu en başından beri hukuksuzdur. Ortada çözüm sürecinin parçası olarak değerlendirilebilecek bir durum değil, başlı başına hukuksuz bir uygulama vardır. Sayın Selahattin Demirtaş'ın serbest kalması gerekiyor.”
“10 yıllık mahpusluğun toplumsal telafisi onurlu barışla mümkün”
Demirtaş’ın cezaevinde geçirdiği 10 yılın bireysel olarak telafi edilip edilemeyeceğinin doğrudan kendisine sorulması gerektiğini belirten Coşkun, konunun toplumsal boyutuna dikkat çekti. Demirtaş’ın ailesinden, halkından, kültüründen ve kentlerinden uzak kaldığını ifade eden Coşkun, bu kaybın toplumsal telafisinin onurlu barışla mümkün olabileceğini dile getirdi.
Coşkun, Kürt ve Türk halkları arasında barışın tesis edilmesi, çatışmasızlığın sürmesi ve eşit yurttaşlık temelinde bir anayasanın hazırlanmasının önemini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Evet, Sayın Selahattin Demirtaş'ın ömründen 10 yıl gitti. Kendisi 10 yıldır milletinden, kültüründen, kentlerinden ve ailesinden uzakta. Bunun bireysel anlamda telafisinin mümkün olup olmadığını, dediğim gibi, belki de doğrudan kendisine sormak gerekiyor. Ancak Sayın Selahattin Demirtaş'ın yürüttüğü siyasi faaliyetler, insan hakları mücadelesi ve hukukçu kimliğinden hareketle şunu söyleyebilirim: Bu 10 yıllık mahpusluk sürecinin toplumsal anlamdaki telafisi, belki de ancak onurlu bir barışla mümkün olacaktır.”
Demirtaş’ın kısa süre önce verdiği bir demeçte, “Yeter ki onurlu bir barış olsun, varsın ben 10 yıl daha yatarım” dediğini aktaran Coşkun, bu sözlere karşılık kendilerinin de yeni bir 10 yılın kaybedilmemesi gerektiğini savunduğunu belirtti.
“Bir 10 yıl daha kaybetmeyelim. Sayın Selahattin Demirtaş ve diğer tüm siyasi tutuklular özgürlüklerine kavuşsun ve onurlu bir barışa hep birlikte imza atalım” diyen Coşkun, barışın toplumsal telafi açısından taşıdığı önemi yineledi.
“AİHM kararları derhâl uygulanmalı”
Türkiye’de yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğini savunan Coşkun, AİHM’in üç ihlal kararının da uygulanması çağrısında bulundu. Gerekli kararların yargı makamları tarafından verilmesi gerektiğini belirten Coşkun, şöyle konuştu:
“Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu söylüyoruz. Ancak Sayın Selahattin Demirtaş, Türkiye'de yürürlükte bulunan mevzuat gereği hukuksuz bir şekilde tutuluyor. Bunu biliyor ve açıkça ifade ediyoruz. Başta mevcut yasal düzenlemeler olmak üzere, Selahattin Demirtaş'ın serbest bırakılması gerekiyor. Bunun yanı sıra Türkiye'nin yargı yetkisini tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği üç ihlal kararı da uygulanmalıdır.”
Coşkun, AİHM kararlarının tanınması ve gereğinin yerine getirilmesi için yargı mercilerinin gerekli adımları gecikmeden atmasını istedi.
“Siyasi tutukluların serbest bırakılması barış sürecine güveni artırır”
İki yılı aşkın süredir devam ettiğini belirttiği demokratik toplum ve barış süreciyle birlikte çatışmasızlık ortamının da yaşandığına dikkat çeken Coşkun, toplumda Demirtaş ve arkadaşlarının neden hâlâ cezaevinde tutulduğuna ilişkin soru işaretleri bulunduğunu söyledi.
“Eğer sağlıklı bir iletişim varsa, düzgün işleyen bir demokratik toplum ve barış süreci varsa Sayın Selahattin Demirtaş ve arkadaşları neden içeride?” sorusunun toplum tarafından haklı olarak yöneltildiğini belirten Coşkun, siyasi tutukluların serbest bırakılmasının sürece duyulan güveni güçlendireceğini ifade etti.
Coşkun, Demirtaş ve birlikte siyaset yürüttüğü arkadaşlarının özgürlüklerine kavuşmasının Türkiye’de yaşayan bütün halkların barış sürecine yönelik inancını ve toplumsal desteği artıracağını düşündüğünü söyledi.


