Van Bedensel Engelliler Basketbol Takımı’nın oyuncusu Kerem Gentir, sosyal hizmetlerde çalışırken yaşadığı yoğun tempo ve stresini sahada atıyor. Küçük yaşta annesini kaybeden, sekiz kardeş arasında zorluklarla büyüyen Gentir, hayata karşı dimdik duruyor. Koltuk değnekleriyle başladığı spor yolculuğu, onu sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da güçlendirmiş. Bugün 1. Lig’de mücadele eden Gentir ve ekibi, Süper Lig hedefiyle ilerlerken, sporu bir terapi ve rehabilite alanı olarak görüyor. Biz de Kerem Gentir’le bir araya gelerek hem hayat hikâyesini hem de spora olan tutkusu ve mücadele azmini konuştuk.
Kerem Bey, spor sizin için ne anlama geliyor?
Sosyal hizmetlerde çalışıyorum. Orada zaten gün boyu yoruluyorsunuz. Ama buraya, spora gelince stresimi atıyorum. Burası benim için tam bir stres atma yeridir. Arkadaşlarımın çoğu da çalışıyor; onlar için de aynı şey geçerli. Bence bu aile huzuru için çok önemli. İşten eve gidip suratsız oturmak farklı, mutlu şekilde oturmak farklıdır. Buradan her akşam mutlu mutlu ayrılıyorum. Bütün stresimi burada atıyorum. Çağımızda her şey stres; aile huzursuzluğu, insanların birbirleriyle geçinememesi… Her şey stres.

Çocukluğunuzdan bahseder misiniz?
Çocukluğum gerçekten zorluklarla geçti. Çok küçük yaşta annemi kaybettim. Annem yokken bir çocuk büyüyemez, babam yeterli olmuyordu. Sekiz kardeştik ve annem vefat ettiğinde kardeşlerim hepsi çok küçüktü. Küçüklüğüm zorluklarla geçti. İnsanlar bazen engel durumumla dalga geçer, hor görürdü. Köyde nüfus az olduğu için insanlar alışmıştı ama şehre geldikten sonra okulda zorluk yaşadım. Bir hocam yüzünden okulu yarı bırakmıştım, sonra tekrar devam ettim.
Okul hayatınız oldukça mücadele dolu geçmiş, biraz açar mısınız?
Kış aylarında okula gitmezdim, koltuk değneği kullanıyordum. Çok kar yağıyordu, gidemezdim. Öğretmenim derslerimi bana gönderirdi, ödevlerimi yapıp geri gönderirdim. Yaz gelene kadar böyle sürüyordu. İlkbaharda okula gittim, sınıfta kaldığımı söylediler. Derslerim çok iyiydi, yetenekliydim; resim ve ses yeteneğim vardı. Mazeretimi dile getirmeme rağmen beni sınıfta bıraktılar. Müdür yardımcım Ali Kılıç bana defalarca “Okulu bırakma, böyle insanlar güzel” dedi. Zoruma gittiği için okulu bıraktım, sonra açık öğretimle tamamladım.
Sosyal hayatınızda engel durumunuz sizi nasıl etkiledi?
Okulda arkadaşlarım engel durumumdan dolayı bana farklı davranmadı. Ama dışarıda bazen insanlar acıyarak bakıyordu; bu incitiyordu. Şimdi dış dünyayı kapattım, kendi hayatımı yaşıyorum.

Hedefleriniz neler?
Hiçbir zaman büyük maddi hedeflerim olmadı. Parayla mutlu olunmayacağını biliyorum. Hayatımı sürdürebileceğim kadar olsun yeter. İşim, ailem ve çocuklarım var, çok şükür. Başımı koyacak bir kiralık evim var. Hedeflerim bunlar.
Engelli bireyler ve ailelerine ne söylemek istersiniz?
Çocuklarını spora getirsinler, korkmasınlar. Çocuğu engelli diye korkmasınlar. Engel durumundan utanmasınlar, korkmasınlar. Ben 40 yaşındayım; bir daha dünyaya gelsem engelli olarak gelmek isterim. Zorluk çekiyor muyum? Evet, protezimiz kırılıyor, ayağımız yara oluyor, kışın dışarı çıkamıyoruz, doğru düzgün araç bulamıyoruz. Ama korkmasınlar. Sahada hiçbir engel yok. Biz 1. Lig’deyiz, hedefimiz Süper Lig. Önümüzde engel olmasa sahada hiçbir problem yok. Geri kalan her şeyi hallederiz. Sağ olsun Valimiz her sene destek oluyor, bu sene şartlar zorlaştı ama idare ediyoruz.
Sporla tanışmanız nasıl başladı?
Engelim nedeniyle okulu zorluklarla bitirdim. O dönemlerde Türkiye genelinde engelli basketbol takımları vardı ama Van’da yoktu. Engelli camiasıyla o yıllarda tanıştım. Spora ilgim çocukluktan beri vardı. Küçük yaşta futbol oynardım, hem de koltuk değnekleriyle. Arkadaşlarla oynarken okuldan kaçar, onlara katılırdım. Gayet de başarılıydım. Resmî bir lig olmadığı için hep “belki bir gün olur” diye umut ederdik. Sonrasında biz o sporu bıraktıktan bir süre sonra ampute futbol başladı ama artık bizim yaş da ilerlemişti.
Basketbol takımınızı katılmanız nasıl oldu?
2005 yılında kendi derneğimizi ve spor kulübümüzü kurduk. Yaklaşık beş arkadaş bir araya gelerek tekerlekli sandalye basketbol takımını oluşturduk. O günden bu yana hiç ara vermeden devam ediyoruz. Nice başarılar elde ettik. Bizden beş-altı yıl önce kurulmuş takımları yendik, turnuvalarda birincilikler kazandık. Önce ikinci lige, ardından birinci lige yükseldik. Şu anda hâlâ birinci ligdeyiz. Hedefimiz Süper Lig’e çıkmak.
Basketbol size ne kazandırdı?
Açıkçası, küçükken böyle bir şeyi hayal bile etmezdim. Sandalyeye oturduğumda dış dünyayla bütün bağım kopuyor. O anda sadece oyuna odaklanıyorum. Basketbol bana güç veriyor, resmen rehabilite ediyor. Yaklaşık 25 yıldır bu sporu yapıyorum. Maçlarda kendimi çok güçlü hissediyorum. Sahaya girdiğim anda bambaşka biri oluyorum. Çok hırslıyım, yenilgiyi kabul etmem.

Aileniz spor hayatınızda size nasıl destek oldu?
Ailemde benden başka spor yapan kimse yok. Köyde büyüdük, spor kültürü fazla yoktu. Ama ailem her zaman arkamda durdu. Maddi manevi hep desteklediler. Babamdan kardeşlerime kadar kimse beni yalnız bırakmadı. Hâlâ da öyleler. Özellikle eşim, en büyük destekçim. Bizim yörede bazı kadınlar eşlerinin spora ya da sosyal etkinliklere gitmesini istemez ama eşim tam tersi, her zaman teşvik eder. Bu benim için çok kıymetli.
Antrenmanlarınız ne sıklıkla oluyor?
Haftada üç gün antrenman yapıyoruz. Bana göre “engel” insanın kendisi değildir. Asıl engel, insanların birbirine çıkardığı zorluklardır. Yaklaşık 27 yıldır engelli camiasının içindeyim, yöneticilik de yaptım. Gördüğüm şu ki, engel zihinde değil, çevrede. Mimari düzenlemeler insanların yaşamını kolaylaştırmak için yapılmalı. Çünkü hepimiz bir gün yaşlanacağız.
Spor sizin için bir terapi gibi mi?
Evet, spor sadece bir yarış değil, aynı zamanda bir terapi. Çalıştığım kurumda dezavantajlı bireylerle ilgileniyorum, günüm yoğun geçiyor. Antrenmana geldiğimde ise sanki dünyam değişiyor. Tüm stresim gidiyor, ruhum rahatlıyor. Spor benim için gerçek bir rehabilite kaynağı.





